İffeti Muhafaza Etmek…

Yorum bırakın

Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti, yani namusu korumak ve günah olan işlerden kaçmak şartı ile birisine karşı sevgi duymakta mahzur yoktur. Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.) [Hakim, Hatib]

(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.) [İbni Asakir]


Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir.) [Deylemi]
İffetlinin eşi de iffetlidir
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Aklı dinlemeyen, en çok ona isyan eden şehvettir. İnsanların, başkalarının ayıplamaları gibi sebeplerle bu şehvetten kaçınmaları faydalı ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sırf Allah rızası için, Allah’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.)
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Haya, iffet, dile hakimiyet ve akıl, imandandır. Böyle kimselerin ahiret arzusu çoğalır, dünya hırsı azalır. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayasızlıktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hırsı çoğalır, ahiret arzusu azalır.) [Beyheki]
Erkekler, iffetsiz olursa, yakınları da kötü yola düşebilir. Peygamber efendimiz, (Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur) buyurdu. (Taberani)

İbni Neccarın bildirdiği (Zina eden, aynı şeye maruz kalır) mealindeki hadis-i şerif, iffetli olmayanın yakınlarının da, iffetsiz olabileceğini göstermektedir. İffetli olmaya gayret eden bunu başarır. (İffetli olmak isteyeni Allahü teâlâ iffetli kılar) hadis-i şerifi buna delildir. (Hakim)

Gayrı meşru işler, dünyada insan için yüzkarasıdır. Ahirette ise, azabı çok şiddetlidir. “Ben ölmem” veya “Cehennem ateşi bana zarar vermez” diyen varsa, dilediği kötülüğü işlesin! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!) [Eyyühel veled]
Öleceğine inanan ve öldükten sonra başına gelecekleri düşünen, kötülük işleyebilir mi?

İffetli olmak için
İnsana en büyük zarar, kötü arkadaştan gelir. Kötü arkadaşlarla düşüp kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz olabilir? Daha fazla

Reklamlar

Namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmadıkça!

Yorum bırakın

DÜN: Gazeten.Com’dan 16 Aralık 2006 Tarihli bir yazı..  “Namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmadıkça!”Aşağıda yayınlanmıştır.

BUGÜN: Dünde anlatılanlardan daha fazla yaşananlar…  Video seyretmekten… boş ve hoş laf okumaktan zamanınız kalırsa lütfen okuyun… Ve kendimize soralım………….?     NAMUSLU  MUYUM…  Diyeceksiniz ki… Ben ne yapabilirim… Bir şey yapmanıza gerek yok… Namussuzların hazırladığı programları, filmleri, her ne ise.. oturun.. çoluk çoçuğunuzu da yanınıza alın.. büyük bir zevkle… kahkahalarla seyredin… Etkinizi ve tepkinizi bildirecek bir merci aramayın… En azından ekranı kapatmayın… seyredin.

Namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmadıkça!

“Aynı nokta”dan çıkan “2 doğru çizgi”nin, başlangıç açısı, meselâ “20 derece” iken, nasıl oluyor da; çizgilerin ucu “sonsuz”a uzandığında da, açısı “aynen” kalıyor?..
Öyle ya; başlangıç noktasında, “iki çizgi arasındaki mesafe” diyelim ki “1-2 milim” iken, çizgi uzadıkça, içine “dünya”yı bile alacak bir genişliğe ulaşıyor!..
Ama, “geometrik kural” değişmiyor!..
“Açı, yine 20 derece!”
Bana kalırsa, “geometrenin sorunu” da burada… Öyle ya; çizgiler arasındaki “1-2 milimlik genişlik” de 20 derece, “çizgilerin bittiği nokta”daki genişlik de 20 derece!..
Gelin, şimdi de “iletki”nin yerine, bir iletişim aracı olan “televizyon”u koyalım… Televizyon yayınları da, nihayetinde “sıfır derece”den başlıyor!.. Ama, o sıfır derecelik açı, “toplum katmanları”na gelinceye kadar o kadar “genişliyor” ki, neredeyse “bütün toplum fertleri”ni kuşatıyor ve onları etkiliyor!..
FAHİŞELİĞİ MEŞRULAŞTIRAN FİLM!
Lâfı uzatmadan, sözü bir kanalda yayınlanan dizi filme getirmek ve bunun “tahribatı”nı dile getirmeden önce, Sabah’tan Ergun Babahan’ın dillendirdiği “isyan”dan bir bölüm aktarmak istiyorum:
“Türkiye’de uzunca bir süredir üç-beş erkek arasında turnike misali dolaşan ve kendilerine manken diyen bir grup genç hanımın yaşama tarzı, genç kızlara örnek olarak sunuluyor.
Genç delikanlılara da aynı mekânda bulunduğu, arkadaş olduğu insanların eski sevgilileriyle birlikte olmanın normal olduğu anlatılıyor. Bu yetmiyor, bunu haftada bir yapanlar övülüp göklere çıkarılıyor. Fahişeliğin gazete sayfalarında prim yaptığı nadir ülkelerden biriyiz herhalde.
(…)
Bununla da kalmıyoruz, anneleri fahişeliğe teşvik ediyoruz.
Bir annenin, hasta çocuğunu kurtarma adına 150 bin dolar karşılığı patronuyla yatmasını yüceltiyoruz.
Fahişe annenin kutsallaştırılmasına tanıklık ediyoruz. Şimdi sırada 300 bin dolar var. “300 bine verir mi?” gündemin en önemli sorusu…
Bu diziyi hasta çocuğu ve eşiyle izleyen bir annenin neler hissedeceğini gözlerimin önüne getirmeye çalışıyorum veya yaşlı ve çirkin olduğu için bir gecede ameliyat parası çıkaramayacak anneleri!..
Ya da yavrusunun sağlığı için bile olsa fahişeliği kabul edemeyecek olan anneleri.
Türkiye, en önemli sermayesi olan sosyal yapısını 3-5 reyting uğruna bozuk para gibi harcıyor.”
ONLARIN KARILARI KAÇ DOLAR?
Biliyorum, Salı günkü “Arşiv” sayfamızda okudunuz bu yazıyı… Ama ben, “önemine binaen” tekrarlamak istedim…
Dikkat ettiyseniz;
Ergun yazısını “hasta çocuğu olan anneler” üzerine kurgulamış… Doğrusu da bu!.. Çünkü, sözkonusu dizide, “fahişeliğe özendirilen anneler” işleniyor!..
Önce “150 bin dolar”a, şimdi de “300 bin dolara fahişelik” yapması teşvik ediliyor!..
Hiç kimse kusura bakmasın;
Bu dizide, “orospuca bir taktik” izleniyor!.. “Hasta çocuk” olayı öne çıkarılarak, olay “dramatize” ediliyor ve sonunda “kahpelik” yapmak “meşru bir olaymış gibi” gösteriliyor!..
Evet, “ahlâksızlık, fahişelik, iğrençlik ve pespayelik” bu diziyle “meşru” hâle getiriliyor!..
Asıl “oruspuluk, kahpelik, iğrençlik ve çirkeflik” işte burada!..
Denilmek isteniyor ki;
“Mecbur kalırsanız, siz de yapın!”
Hele söyleyin;
Bir toplumun “ahlâk”ına, “değer” ve “erdem”lerine bundan daha büyük “tecavüz”, bundan daha büyük “saldırı” olabilir mi?..
Bu “iğrençliği” kim senaryolaşt?rm?ş, kim “dizi film” olarak çekmiş ve kim “ekran”a gelmesine onay vermişse, onlara şöyle bir soru sorulduğunda ne cevap verirler acaba:
“Sizin kar?lar?n?z için ayn? teklifin yap?lmas?na, sadece teklifin yap?lmas?na bile siz bir eş olarak onay verir misiniz? Size birisi sorsa, kar?n?z?n fiyat? kaça, ne yapars?n?z o adam??.. ”
ADANA’DAN YÜKSELEN ÇIĞLIK!
Bu teklif onlar?n kar?lar?na yap?ld?ğ?nda ne tepki vereceklerini bilemem. Ama, bildiğim şu ki; “iletki” örneğinde olduğu gibi, bir noktadan fışkırtılan bu “bokluk”lar, toplumun katmanlarına gelinceye kadar öyle bir “genişliyor” ki; sadece “anne”leri değil, sadece “uçkuruna düşkün sapık erkekleri” değil, “çocukları” da etkiliyor, onları da kuşatıyor!..
İşte size en son ve en çarpıcı örnek…
Haber, önceki gün saat 10.43′te Anadolu Ajansı’ndan geçti…
Olay yeri, Adana’nın Güzelyalı Mahallesi’ndeki “Nigâhî Soykan İlköğretim Okulu…
Sözkonusu okulun, “sadece 5. sınıf öğrencisi” olan ve yaşı da herhalde 11-12 olan 5-B öğrencisi bir erkek çocuk, 5-F sınıfındaki bir kız öğrenciye diyor ki;
“300 bin dolara 1 gece!”
Belki ki, o pespaye filmi görmüş ve bu “necaset”ten etkilenmiş!..
Dahası da var… “11-12 yaşındaki çocuğun” bu sözlerini duyan ve başından aşağı kaynar sular dökülüp, şoka uğrayan sınıf öğretmeni Şengül Göl; bana göre son derece “duyarlı” ve “sorumlu” bir karar verip, derhal “öğrenci velileri”ne haber göndermiş:
“Gelin, bu rezaleti konuşalım!”
Veliler gelmiş ve onlarla bir saate yakın görüşmüş… Gerisini “Şengül öğretmen”den dinleyelim:
“Öğrencimin o sözlerini duyunca, moralim fena halde bozulmuştu… Velilere; gece geç saatlerde yayınlanan bu diziyi çocuklara seyrettirmemelerini söyledim… Aynı zamanda, bu körpecik yavruların ahlâkî yozlaşmadan uzak tutulmasını istedim…
Tedbir alınmayınca; ne yazık ki buna benzer olumsuzluklar yaşanıyor… Ancak; veliler kadar, program yapımcıları da çocukları düşünmeli ve toplum ahlâkını ön plânda tutan muhtevada program yapmalı!”
“KOKUŞMA”NIN SEBEBİ SİSTEM!
Şengül Göl hanımı, bu “duyarlı ve sorumlu” davranışından dolayı kutlayıp, şimdi de, gündemdeki “bir başka olay”a geçmek istiyorum…
Malûm, “TRT’yi dolandırmaktan sabıkalı” bir sunucu, günlerdir bir “linç kampanyası” yürütüyor…
“Linç”in hedefinde de İlim ve Kültür Araştırmalar Vakfı (İLKAV) Başkanı Mehmet Pamak, Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi ve Özgür-Der Başkanı Hülya Şekerci var…
Peki, bu insanlar ne yapmışlar, ne demişler ki, “TRT’yi dolandırmak”tan hüküm giymiş sunucu, “kırmızı görmüş boğalar” gibi saldırıyor bu insanlara?..
Meğer, Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Resmî İdeoloji Kıskacında Eğitim Sistemi ve Din Eğitimi” panelinde, diyesilermiş ki;
“Türkiye’de mevcut eğitim sisteminden kaynaklanan ahlâkî ve kültürel büyük bir erozyon yaşanıyor!..
Zorunlu eğitim sistemiyle; ulus devletin istekleri doğrultusunda düşünmeyen, eleştirmeyen ve itaatkâr kuşaklar yetiştiriliyor!..
Yolsuzluk, fuhuş, uyuşturucu gibi, toplumu kemiren olumsuzluklar, mevcut eğitim sisteminden kaynaklanıyor!”
Bunun gibi “eleştirel” sözler!..
Vayy sen misin bunları söyleyen!..
“TRT’yi dolandırmaktan sabıkalı” bir “Belçikalı” sunucu, ekrandan höykürüyor:
“Kim bunlar?”
Ve sonuç:
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Bey, anında veriyor “talimat”ı:
“Bu vakıf hakkında soruşturma açılsın!”
Ehh, “Bakan Bey” emreder de, “Vakıflar” harekete geçmez mi?..
Hem, öyle bir harekete geçmişler ki; Bakan Bey “vur” demiş, onlar “öldürmeye” azmetmiş!..
Evet; sadece “soruşturma” açmakla kalmamışlar, “İLKAV’ın defterleri”ni de incelemeye almışlar!..
Breh!.. Breh!.. Breh!..
“Görev aşkı” diye, işte buna derim ben!.. Keşke, aynı hızlılığı “vakıf arazilerini talan edenler” konusunda da gösterebilseler!..
ONLARIN DIŞKISINDA BONCUK MU VAR?
İyi, hoş da;
Ortada, o rezil dizi gibi iğrenç ve “fahişeliği meşrulaştırıcı” programlar dururken, sormazlar mı adama;
“İLKAV için gösterilen bu aciliyet; boynuzlamayı meşrulaştırıcı filmler yayınlayan televizyon kanalları için niye gösterilmiyor?”..
RTÜK niye susuyor?.. Niye anında harekete geçip de, basmıyor cezayı?”
Yoksa;
“TRT’yi dolandırmaktan sabıkalı Belçika vatandaşı” sonucunun “irtica böğürtüleri”nin bir kıymet-i harbiyesi vardır da, o “kanalizasyon”dan evlerin içine fışkıran “bokluk”lara karşı gösterilen “toplumsal tepki”nin veya Şengül öğretmenin “çığlık”larının hiç mi değeri yoktur?..
Ne yani;
“Bu adamların boklarında gök boncuk” mu var ki; hep “onların dediği” oluyor, hep onlara “itibar” ediliyor?.. Yoksa; “gücü, gücü yetene” mi geçiriyor “şahin pençesi”ni?..
Şu hale bakın;
“Bunama yaşı”na gelmiş karının biri “örtü ve cami” konusunda ağzına geleni kusuyor, ama “resmî tepki” yok!..
Acar’lar, “yüzde 6′lık imar izni”ni genişletip, “yüzde 65′e” çıkarıyor, ama sayın İçişleri Bakanımız, buna göz yuman DSP’li eski Belediye Başkanına “soruşturma izni” vermiyor!..
Ama, İLKAV’a gelince;
“Anında yargısız infaz!”
O SÖZLERİN NERESİ YANLIŞ?
Durun yahu!.. Bu acelecilik niye?..
Bir ülke ki;
“Televizyon ve gazeteler eliyle fahişelik özendiriliyor ve orospuluk meşru hâle getiriliyor” ise!.. Artık, 11-12 yaşındaki “çocuklar” bile, “300 bin dolara bir gece” diyorsa!.. Antalya’da olduğu gibi; “gözü dönmüş sapık”lar, kız yurdunda kalan 16 yaşındaki bir kız çocuğunu, hem de güpegündüz “porno film çekmek” için kaçırıyorsa!..
Söyleyin Allah aşkına;
“Panelde söylenen sözler”in neresi yanlış?..
Öyle değil mi;
“Yolsuzluk, fuhuş ve uyuşturucu gibi toplumu kemiren olumsuzluklar”ın temelinde “mevcut eğitim sistemi” yok mu?.. “Medya” yok mu?.. “Aydın” olarak baştacı edilen “bunaklar” yok mu?..
Yapmayın Allah aşkına;
“Doğru”ları söyleyenleri cezalandırıp da, “fahişe tellâlları”na bırakmayın meydanı!..
Unutmayın ki; bir ülkedeki “namuslu” insanlar da, en az “namussuz, alçak, şerefsiz ve ahlâksız”lar kadar “cesur” olamazlarsa, o ülke, “batmaya” mahkûmdur!..
Ve galiba, elbirliği ile batıyoruz!..
Zira; “fahişe”ler ve “pezevenk”ler, “prim” yapmaya başladı bu ülkede!..
“Ahlâksızlık açısı” habire genişliyor!..
“Ört ki, ölem” demeye az kaldı!..
—————
Kim, nereye çekerse!
Anlatan arkadaş, olayın bir “politikacı” hakkında mı, yoksa bir “gazete” hakkında mı, yoksa bir “işadamı” hakkında mı olduğunu söylemedi… “Ülke”nin adını da söylemedi… Ama “saldırılardan bunalan bir vatandaş”a ait olduğu kesin…
Sormuşlar adamcağıza; “Her gün ne kadar saldırıya maruz kalıyorsun?”
O da, “mahallenin köpeği”ni örnek vermiş… Çünkü, aynı soruyu mahallenin köpeğine de sormuşlar; “Günde kaç taş yiyorsun?”
Köpek de cevap vermiş:
“Mahalledeki piç sayısı kadar!”
Ben, olayı anlattım…
Yorumu size kalmış…
Nereye ve kime çekerseniz çekin!..

Alıntı.. ( http://www.gazeten.com/namuslular-da-namussuzlar-kadar-cesur-olmadikca/ )