Diyaframı Kullanma ve Doğru Nefes Alma

Yorum bırakın

Oksijen vücudun ana ihtiyacıdır: iç organların, bezlerin, sinir sistemi ve beynin çalışması için elzemdir. Besin olmadan birkaç hafta, su olmadan birkaç gün yaşanabilir ama oksijen olmadan birkaç dakikadan fazla yaşanamaz…

481

Nefes almadan yaşamamız mümkün değil, peki onu yeterince önemsiyor muyuz?  Nefesimiz ne kadar kontrol altında.. Ona dikkat edin, o ne kadar kontrolümüzdeyse hayatımız da o kadar kontrolümüzde….
nefes_alma
Teknolojinin hızlandırdığı yaşamımızda maddeye gömülerek tüketilen yaşamlarımızda her gün artan huzursuzluklarımız,mutsuzluklarımız ve yaşamımızın giderek anlamsız hale gelmeye başlaması bu günlerde herkesin olağan durumu halinde….

Oysa bütün bunları kontrol altına alabileceğinizi biliyor musunuz? Kadim çağlardan beri insanın fizik,duygu,zihin ve bedendeki sıkışıklık ve blokajların açtığı rahatsızlıkların gidilmesi için meditasyon,yoga,reiki ve manyetik şifa gibi çalışmalar geliştirilmiştir..AMA BU ÇALIŞMALARIN DAYANDIĞI EN ÖNEMLİ TEMEL TEKNİK, NEFES ÇALIŞMALARI OLMUŞTUR…

Doğru Nefes almak vücudumuzun sağlıklı kalması ve ihtiyaç duyduğu oksijenin alınması;atık ve toksinlerin vücuttan atılması açısından çok önemli…Yeterli oksijen iç organların,hormon salgılayan bezlerin,sinir sisteminin ve beynin çalışması için şart…Beynimizin diğer organlardan daha fazla oksijene ihtiyacı var…Yeterince oksijen alınmadığında,zihinde bulanıklık,negatif düşünce depresyon,işitme ve görme bozuklukları başlıyor..Yaşlanmanın en belirgin sebebi hücrelerin yetersiz oksijen alması.Akut dolaşım bozukluğunun kalbe giden oksijeni durdurması kalp krizine;beyne giden oksijeni durdurması beyin kanaması ve harabiyetine yol açıyor…Düzgün ve yeerli nefes alamayanlar kendilerini sürekli yorgun ve depresif hissediyorlar…Uyku düzenlerinde sorun yaşıyorlar.Aynı döngüde kalmaları bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor..Canlı olmamanın ve genç kalmanın en önemli şartı temiz kan dolaşımı..Bunu sağlamanın en önemli yolu da nefeslerimizde saklı…Doğru nefes alarak organlarımızın beslenmelerini sağlayıp,hücrelerimizin verimliliğini arttırmak.kaçınılmaz bir gerçek..Doğru nefes almak yaşam süremizi uzatacağı gibi,bize son derce sağlıklı bir ciltte kazandırıyor..Doğru nefes alanlar karbondioksitli ortamlarda yada heyecan ve stres sırasında dengesiz tepkiler veriyor…Çünkü kırmızı kan hücreleri oksijeni organlarımıza daha yüksek oranda taşıyor..

Birçoğumuz hep ağzımızdan nefes alıp veriyoruz…Bu bize anatomik rahatsızlık sağlayan son derce yanlış bir davranış…Oysa doğrusu bunun tam tersi..Kadim kayıtlarda rahat ve kendini kasmadan durarak,karnımızı dışarı doğru genişleterek,göğsümüzü de full nefesle doldurarak tam nefes tekniği uygulamak…Yani diyaframımızı da kullanarak nefes almak…Yaşam süremizde bu yanlış, diyaframımızın zayıflayarak potansiyelini kaybetmesine sebep oluyor…Ortalama bir yetişkin dakikada ortalama 14 kere nefes alıp veriyor…Bu 24 saate 20 bin160 kez nefes alıp verdiğimiz anlamına geliyor..Yani günde 20 bin kere yaptığımız hatanın bizde ne gibi sonuçlara yol açtığını anlamamak mümkün değil…

nefesin_önemi

İŞTE BU NEDENLE KENDİMİZE BİR İYİLİK YAPIP ÖNCE DOĞRU NEFES ALIP VERMEYİ ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR…

Doğru nefes almak ciğerlerin tamamının kullanıldığı bütünsel bir hareket olmasına rağmen, konunun daha iyi anlaşılması için nefes almayı üç ana kısma ayırıyoruz.

A) Üst solunum
B) Orta solunum
C) Diyafram solunumu

Daha fazla

Babamdan Nasihat…

Yorum bırakın

Babamdan Nasihat


Güzel bir nasihat… Tabii sıkılmadan sonuna kadar okuma bahtiyarlığına ulaşırsanız.

Babamdan güzel nasihat
Yaklaşık bir 10 gün önce…

Babamla küsüz, konuşmuyoruz.
İş yerinde de sıkıntı var biraz,
ev de dandik gidiyor ulan acaip daralıyorum…

Ertesi gün de önemli bi gün.
İyi ya da kötü bi haber gelecek amerikadan… onu bekliyoruz…

Ama ben dayanamadım. bin tane sıkıntı. çıktım dışarı… içtim…sevdiğim 3 dostumla buluştum.. hoştu, güzeldi…

12de evde olacaktım…
öyle biliyordu sevgili… ama ıııh.. gitmedim…
2 falandı eve döndüm…
baktım sevgili yok..
uyumuş mu? hayır.. gitmiş…
bildiğin gitmiş ulan işte…
ne bileyim nereye gitmiş..
kızmış gitmiş…
oturdum bekledim sabaha kadar…
yok.. gelmedi…

Sabah ezanı okundu…
saba makamında… diğer ezanlardan farklı..
“namaz uykudan hayırlıdır” diyordu…
beklemek de uykudan hayırlı mı lan diye düşünürken ben,
babam uyandı…
baktı ışık yanıyo…
tıkladı kapıyı geldi..
eline baktım sütlaç var mı diye..
bilenler bilir.. çok eskide kaldı sütlaç mevzu…
yoktu sütlaç…

geldi odaya…
önce bana baktı..
sonra ağzına kadar dolu kül tablasına…
iç çekti..
geldi yanıma oturdu…küsüz kendisiyle..
ama içine doğdu bişeler ki, geldi yanıma..
elini dizime koydu..
hayırdır evlat dedi..
kapandım göğsüne, sarıldım…
başladım konuşmaya..

Baba dedim.. kadınlar… neden böyle..

kim demedi… ne oldu demedi…
gülümsedi sadece…

murad dedi..

hı dedim, murat kim..
murat değil dedi.. murad…
ikinci murad…

babam delirdi sandım…
ne diyon baba dedim içimden..
baktım yüzüne…
devam etti…

oğlu 10 yaşına geldiğinde sarayda bi harem kurdurmuş.. .
e padişah oğlu… harem kurulunca bi sürü panayır, şölen…
tüm imparatorluk ayaklanmış…
diğer ülkeler de hediyeler göndermiş küçük mehmetin 10. yaşında kurulan haremi için…

ben bişe anlamıyorum..
babam bunu niye anlatıyo
dinliyorum sadece…

frenk kralı, germen kralı, avusturya kralı, herkes hediye göndermiş..
malum, konu harem olunca, hediye de genç güzel köle kadınlar..
yani cariyeler…
sonra açılış saati gelmiş..
2. murad tutmuş küçük mehmetin elini, halk ve bilimum dalkavuklar arkalarında gitmişler haremin kapısına kadar…
ama padişahtan başka er kişi giremezmiş hareme..

kapıdan içeri yollamışlar küçük mehmeti…
tek başına girmiş içeri…
mehmet girmiş içeri..
ama ürkek.. binlerce kadın var içerde…
mehmet daha çocuk…

ama kadınlar birbirinden güzel…
çoğu osmanlı kadını…
diğerleri de hediye…
mehmet bakmış kadınlara…
sonra bi anda,
bizans kralının gönderdiği hediyeyi görmüş…
aman Allah o ne…
böyle güzel bir şeyi rüyasında bile göremez kimse…
yaklaşıp dokunmak istemiş,
ama kıyamamış dokunmaya…
çıkmış gitmiş odasına…

sabaha kadar o hediyeyi düşünmüş…
aşık olmuş işte mehmet..
çocuk belki… ama aşık olmuş…
lala’sına anlatmış…
lala demiş…
alacağım onu…
alacağım…
kimseye vermeyeceğim. ..
benim olacak… benim olmalı…
lala çekinmiş tabi..
soramamış kimi alacaksın diye…
istediğiniz herşeyi almaya Allahın takdiri ile gücünüz yeter hünkarım demiş…

aradan yıllar geçmiş…
Mehmet her gece Bizansın gönderdiği hediyeyi düşünmüş…
yarım uykulu her gece…
yıllar geçmiş.. Mehmet büyümüş..

Sene 1453…

İstanbulu almak için, kuşatmaya gidecek ordu…
Mehmet padişah ordunun başında…
sefere çıkmadan önce haremine gitmiş…
harem ağasına emir vermiş.. tüm cariyelerim sırt çevirsin yoluma…
hareme geleceğim, görmesin hiçbiri beni demiş…
girmiş hareme..
üzerinde zırhı, elinde kılıcı…
yürümüş… Bizansın hediyesinin yanına gelmiş..
hiçbirşey demeden elini uzatıp bi kere dokunmuş…
sonra arkasını dönüp atlamış atına…
ya Allah sefere…

ulaklardan, akıncılardan haber gelmiş..
Haliç demirlenmiş.. . kuşatamıyoruz İstanbulu…
lala’sı geri dönelim demiş..
Mehmet başlamış ağlamaya..
dönmek yok demiş…
kesin kavak ağaçlarını… yağlayın, kıyıya dizin…
iterek geçireceğiz gemileri karadan..
dönmek yook!

öyle de olmuş…
malum hikaye işte..
karadan yürütülen gemiler, muharebe..
ve İstanbul artık Osmanlının…

sonra babam benim sigara paketimden bi sigara aldı..
yaktı..
durdu bi süre..

ee dedim.. sonra?

gülümseyip devam etti…

sonra İstanbula yerleşmiş Mehmet…
geceleri tedbil-i kıyafet sokaklara çıkmaya başlamış lalası ile…
Rumlarla Osmanlılar birarada o yıllar…
alışma süreci zor tabi…
Rumlara ne kadar iyi davranırsan davran, hemen vazgeçememişler kendi yaşamlarından. ..
muhabbet tellallığı, içki kumar yasak…
ama Rumlar gizli gizli devam etmişler bi süre…

bi gece, Mehmet yine lalasıyla gezinirken,
yollarına yaşlı bi Rum çıkmış..
efendiler demiş… efendiler, çok güzel cariyelerim var…
baldan tatlı şaraplarım var…
buyrun…
lala korkmuş… padişah kellesini uçuracak yaşlı adamın demiş..
Mehmet gülmüş yaşlı adama yavaşca…
güzel mi demiş cariyelerin. ..
güzellik de kelime mi beyzadem… kusursuzlar. .. muhteşemler.. .
Mehmet yine gülmüş…

Rabbimin yarattığı en güzel kadına ben sahibim demiş..
ama onun bile kusuru var…
kusursuz kadın olmaz tellal efendi demiş…

Rum tellal bu laf üstüne şaşırıp kalmış…
Mehmet almış lala’yı dönüp gitmişler…
Rum merakına yenik düşmüş..
seslenmiş arkadan…

Beyzadem.. bu şiir sözler kime ait, bana adını bağışla…
dönmüşler yaşlı ruma doğru…

Mehmet… Fatih Sultan Mehmet…
Osmanlı İmparatoru Mehmet…
bu da canımdan kıymetli dostum, yoldaşım lala’m…

Rum şaşkınlıktan oracıkta kalmış..
padişah kellesini vurduracak.. . korkmuş çok..
ama demiş ki, madem ölücem, sorayım da merakımı yeneyim…
sormuş;!

hünkarım, Rabbinizin yarattığı en güzel kadın kimdir, ne kusuru vardır.. söyleyin bana…

Mehmet tekrar dönmüş Ruma…
gülümsemiş…
şahadet parmağını göğe kaldırıp,
o hepimizin Rabbi demiş..
yalnız benim değil…

Rum tekrar sormuş..
Rabbimizin yarattığı en güzel kadın… kimdir?

Mehmet oracıkta durmuş bi süre..
sonra sağa bakmış, sola bakmış.. gözleri dolmuş…
çökmüş dizlerinin üstüne…
ağlamaya başlamış…
ne lala, ne de Rum müdahale edememiş duruma…
bi kaç dakika ağlamış Fatih…
sonra ellerini ve kafasını gökyüzüne uzatıp haykırmış çığlık çığlığa…

aaaahhh İstanbul…

kadınım…

dilini mi yuttun..

konuşsanaaaaa. …

derler ki, zamanında Bizans İmparatoru, Mehmetin haremine, soyları karışmasın diye kadın göndermemiş…

evet… Bizans İmparatorunun Mehmetin haremine hediyesi,
saray ressamının çizdiği İstanbul tablosuymuş..

işte Fatih ona aşık olmuş.. İstanbula aşık olmuş…
sonra gitmiş, almış…

kadınının koynunda uyumuş ölene kadar…
ama kadını ona hiç konuşmamış…

ulaan dedim..
babama bak… tarih kitabı gibi..
hikaye doğrumudur, yalan mıdır umursamadım..
ama ben inandım tüm kalbimle…
ve başladım diken tüylerimle birlikte ağlamaya…
babam sigarasını söndürdü…
sonra elini yanağıma koydu..

yani benim güzel oğlum… bi kadını seversin…
bi kadına taparsın…
binlerce ağaç kesersin, gemiler yütürüsün karadan…
dünyalara kafa tutarsın, savaşırsın…
o kadın için ölüme gidersin..
o kadını alırsın…
ama o kadın canı istemezse konuşmaz sana…
kırıldıysa konuşmaz…
kadınların kusuru bu..
kadınlar üzülünce konuşmaz…
alış… ama sakın ayrılma koynundan…

ben Fatih değilim baba dedim…
ben Mehmet değilim…
ben kusursuz kadını da aramadım…
ben savaşmam… ben ölmem…
ben beceremem…

ve o gece anladım ki,
mutlu olmak için Fatih olmak, deli olmak, gözü kara olmak yetmiyor…
beceriksiz olduğumu o gece kabullendim ben…

ve o gece anladım ki,
hepimiz bir İstanbul tablosuna aşık oluyoruz…
hiçbirimiz İstanbula aşık olmuyoruz…
sadece tablo…

alıntıdır.

Oğuldan Babaya Nasihat…

Yorum bırakın

Oğuldan Mezardaki Babaya Nasihat

Karadenizde bir mezartaşı

Mal bıraktın, mülk bıraktın üşüştük
Kavga ile niza ile bölüştük
Üç-beş karış toprak için dövüştük
Mezarında hüzün ile yat baba

Evlatların etsinler diye rahat
Satmadın da geçindin kıt kanaat
Evladından sana olsun nasihat
O dünyada malın varsa sat baba

Ne üzücü bir durum değil mi arkadaşlar, çevremde bu tarz olayların olduğunu duymuştum, daha ölmeden miras paylaşımları,ölümünü dört gözle beklemeler, ne kötü bir hale sokuyoruz güzel dünyayı…

Lazların 4000 yıllık tarihi adlı belgeselden alıntıdır.

 

Gül Bakışlım Gel…

Yorum bırakın

Gül teninden oyalanıp süzül de gel

Gül bakışlım göz yaşların silip de gel

Yarem sızlar yalnızlığın bilip de gel

Gül bakışlım gel………….

Gül bakışlım gel


DESEM Ki – Cahit Sıtkı TARANCI

Yorum bırakın

DESEM Ki

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Sana Aşık olmak kısmetmiş yar ….

Yorum bırakın

Sana Aşık olmak kısmetmiş yar

Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına
Kızdığım oldu zamanında ama inandığımda
Ömrümde her şarkı başka bir kapı açtı
Bu şarkının ardında sen
Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı

Çok zor günler geçirdim vaktiyle
Alemde savaşlar çırpınışlar nihayetinde
Aşık olmak kısmetmiş yar, sana
Aşık olmak kısmetmiş yar…

Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi ?
Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı
Seçtiklerimiz evet !
Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli
Senin aşkınsa bir dönem ödevi

Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir akşam çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar

Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize
İkimiz çokmuşuz meğer bu resme
Kapatmadan bu kapıyı yinede
Bu yaralar bereler sanadır bileler …

Bu yaralar bereler sanadır bileler
Göreler aşkımı
Şahidim gök kubbe
Aşığım bekletme

Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgeni taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında
Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye
Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle…

Çok zor günler geçirdim vaktiyle kalbimde…
Firari endişeler nihayetinde
Aşık olmak çok zormuş yar sana
Aşık olmak çok zormuş yar

Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar
Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
Yazmışsın ya ‘onu sevebileceğimi düşünmüştüm’ diye
İşte o günden beri belki de bu yüzden sadece
Bu yaralar bereler sanaydı bileler
Göreler aşkımı şahidim gök kubbe…

YABAN GÜLÜM

Yorum bırakın

YABAN GÜLÜM BENİM

Düşler ülkesinde bir sevda masalıydı karşılaşmamız.

Aşkımız, ateş kırmızısı bir yaban gülü gibiydi
Kır çiçekleri arasında belli ediyordun endamını
Sıyrılıyordun onların arasından
Gel! Hazırım diyordun
Alev alev yanan, “ateş kırmızısı gecelere” sanki

Aşklardan yorgun düşmüş yüreğime
Merhem oldun, yaban gülüm..
İnce bir sızı gibi, aniden giriverdin kalbime
Aşklarımdan geriye kalan harabe gönlümün
Tamircisi oldun sen, yaban gülüm…

Ateş kırmızısı renginle artık! Yanıyordum ben
Aşklarımın, mağlubiyetinden
Bu sefer zaferle çıkmıştım, yaban gülüm
Düşen bir yağmur damlası gibi, hayat verdin
Esen rüzgarlarla, “ateş kırmızısı” kokunu getirdin

Böylece;
Sevdalı gecelere mahkum ettin
Prangalarla bağladın beni
Delicesine bir yağmur yağsa
Delicesine bir fırtına kopsa
Ateş kırmızısı sevdamı söndüremezdi ki, be! yaban gülüm

Bembeyaz bulutlar arasında uçarken ben
Aniden dikenlerini batırıverdin be! yaban gülüm
Aşkımızın, zaferinin şerefine kadeh kaldırırken
Eski aşklarıma beni güldürdün, maskara ettin be! yaban gülüm

Ateş kırmızısı rengini görünce
Güllerin dikenleri olduğunu unutuvermiştim
Bir kere daha yenildim aşka
Seni, kır çiçeklerinin arasından seçmemeliymişim
Dikenlerini unutup’ta be! yaban gülüm



YABAN GÜLÜM

çok istedim yaban gülüm hayatta bir dost bulmayı

ama insan bir dikendir batar kalbine dediler

güvenmek istedim acılara esir ettiler

seni buldum yaban gülüm! dağların en kuytusunda

çiçeklerin en solmazında, yalnızlıkların en derininde


sen yaban gülüm! yalnızlık nedir bilirmisin

yıldızların altında ağladın mı geceler boyunca

aydınlıklar içinde karanlığı yaşadınmı

yalnızlığım utandımı senin yalnızlığını tattığı için

haline bulutlar gözyaşlarını döktülermi

doğan güneş “ben senin için doğmuyorum” der gibi

baktımı nemli gözlerine


sen yaban gülüm! ölmeden ölümü tattınmı

yapraklarını tek tek vücudundan kopardılarmı

günlerce seni bıraktılarmı çölün ortasında

biliyormusun yaban gülüm!

yaşamak suçsa eğer ben cezamı sorgulanmadan idam isterim


benim hayattaki tek arkadaşım gel sen ol yaban gülüm

seninle tekrar yaşama dönmek istiyorum

yaşayamadığım islamy seninle yaşamalıyım

haykıramadığym rabbimin aşkını seninle anlatmalıyım

bir ömür hayatı seninle paylaşmalıyım

ama sakııııııın ağlama! yenik düşme bu dünyaya

Allah aşkı hayatta kalmana yetecektir

susuzluğunu bir ömür boyu gözyaşlarımla ben gidericem

güleceksin yaban gülüm! hiç solmayacaksın

çünkü herşey rabbini sevdiği müddetçe yaşar

islamı yaşadığın sürece kökleri zamanı saruyor


bunun için burdayım yaban gülüm!

bu yüzden merhametsiz insanlardan uzak

senin yanında ölmek istiyorum yaban gülüm!

seninle gözlerimi bu hayata kapatmak istiyorum

mezarım senin hemen başucunda olsun

ben ölürsem yaban gülüm, tohumlarını mezarıma dök

dök ki yeni yaban gülleri filizlensin üzerimde


hayatında gülmeyen bu acizane kul, son defa gülsün

beni ilk ve son sen mutlu et yaban gülüm


toprağın altında unutmaki ruhlar ölmez

ve sorgu melekleri gelip dünyada ne yaptın derlerse

seni gösterek “yaban gülüme sorun” diyerek ağlayacağım

anlatırken boynunu büküp sakın sakın utanma

ah dağların gülü

bizi bu duruma düşürenler utansın, onlar kahrolsun


ben cehenneme gidersem beni unutma yaban gülüm!

mezarımda senden başka ot bitmesin

başka kökler sarmasın günahkar bedenimi

sadece sen ol yanımda bana dünyayı hatırlatan

sen ol ki hayatı olduğu gibi kabul etmeyeyim

görmek istediğim şekilde düşünebileyim

ama nasıl olursan ol nasıl yaşarsan yaşa

asla hiçbir zaman beni unutma

sakın unutma olurmu yaban gülüm…..

Older Entries