Bir Medeniyet Dili Olarak Risale-i Nur

Yorum bırakın

Risâle-i Nur’un Üslûbuna Dair

Sabahaddin ARSLAN

Risâle-i Nur deryasına dalmak için gavvas dalgıç olmak lazım geldiğinden, sahilinde dolaşırken bile ayaklarının ıslanmasıyla boğulmaktan korkan bir ürkekliğin, fakat yine de kendini ondan alamayışın bir tezahürüdür burada yazılanlar.

Kur’an-ı Kerim’in manevi bir mucizesi olması münasebetiyle Risâle-i Nur hakkında-haklı olarak- çok şey söylendi, yazıldı. Belki bu söylenip yazılanlar, daha sonra söylenip yazılacaklar yanında oldukça azınlıkta bile kalabilir. Çünkü bu eserler, günümüz insanının manevi hastalıklarına en güzel ve etkili reçeteler olması münasebetiyle, ona olan ilginin bundan sonra da artarak devam edeceği malumu ilamdan başka bir şey olmasa gerek. Daha fazla

DEĞİŞEN DÜNYA DÜZENİNDE RİSALE-İ NURDAN ORİJİNAL TESBİTLER

2 Yorum

DEĞİŞEN DÜNYA DÜZENİNDE RİSALE-İ NURDAN ORİJİNAL TESBİTLER
Cemal Doğan

Sosyoloji, toplum ilmi ise sosyolojik de, sosyoloji ile münasebeti olan şey mânâsını taşımaktadır. Biz Risâle-i Nur’daki tesbitlerin, ilerleyen devirlerdeki sosyolojik tesirlerine değinecek ve meselenin sadece o yönünü nazara vereceğiz.
Bunu açıklamamızın sebebi ise, Risâle-i Nur eserlerinde bir mevzuyu incelerken o mevzunun sadece anlatılan konuyla alâkalı olmadığını belirtmektir. Çünkü anlatılan mevzunun sosyolojik tesirlere sahip olması, başka hususiyetler taşımadığı mânâsına gelmemelidir. Hele bu 20. asrın fen ve felsefesinden gelen saldırılara karşı bir sedd-i Kur’ân ve ilim deryası olan Risâle-i Nur gibi eserler olursa buna daha da dikkat edilmelidir.
Daha fazla

RİSALE-İ NUR’DAN…

Yorum bırakın

RİSALE-İ NURDAN HASTALIKLARA ŞİFALAR…

Ben biliyorum deme, benlik enaniyetine yenilme…
Harcanan vakitler geri gelmez.. OKUMAK en güzel hediye,
OKU… OKU… OKU… Vardır belki…  Bilmediğin  bir  Kelime.
i.erol

SORU

Allaha karşı bitmeyen bir sevgim var fakat sanki o beni sevmiyor.
O kadar kullarının arasınde benim gözyaşlarımı görmüyor.
Sadece ona karşı dönüyorum dünyadaki insanların sevgisine hiç ihtiyacım yok. Çünki biliyorum ki biz insanlar sadece muhtaç olduğumuz için birbirimizi seviyoruz ama Rabbim neden beni görmüyor?

CEVAP

Biz Rabbimizi seviyoruz. Fakat onun bizi görmemesi mümkün mü? Bizi sevmemesi mümkün mü? Bizim herhalimize muvafık ilaçları ihsan etmemesi mümkün mü? Cenab-ı Hak diğer insanlara akıl vermiş bize vermemiş mi? Diğer insanların bedeninde cerayan eden bütün işleri idare ediyor bizimkini idare etmiyor mu? Midemizin ihtiyacını rızık vasıtası ile göndermiyor mu? Gözümüzün ihtiyacını güzellikler vasıtası ile doyurmuyor mu? kulağımızın ihtiyacatını güzel seslerle vermiyormu? Saymakla bitiremeyeceğimiz ihsanlarla bizi böyle gark etmiyormu her gün her zaman kalbimizi idare eden, göz kapaklarımızı idare eden, midemizi idare eden kim? Bunun gibi tüm ihtiyaölarımıza ve arzularımıza en ihtyacımız olduğunda cevap veren bir Rabb-ı Rahimimiz var. Bu ihsan ve nimetlerin hangi birisini kendi kabiyetlerimizle yerine getirebiliriz yada Allahtan başka hangi kuvvet (ki ondan gayrısında zahiri bir kuvvette yok) bizim ihtiyaçlarımızı arzularımızı yerine getirebilir.
Biz dua ile mükellefiz Cenab-ı Hak hikmetiyle verir vermez O’nun (cc) bileceği iş. Risale-i Nurda geçen doktor-hasta meseli gibi. Hasta bir ilacı doktordan ister. Doktor hastanın vaziyetini bildiği için o na o ilacı faydalı görürse verir, zararlı bulursa vermez yada daha tesirlisini daha iyisini verir. Yani biz dua ederiz Allah cevap verir. Bizi bizden daha iyi bildiği içinde ya istediğimizi veri yada neticesi bize zarar vereceğinden vermez. Veya ahirette daha güzel bir şekilde verir.(bkz. 24. mektub)
Kuran Hakikatlerinden dua ile ilgili bülümden alıntı yapalım;
Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, birisi var ki; onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşey’e yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerim zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def’edebilir bir zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp “Elhamdülillahi Rabbil Alemin” der.

Dua, ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünki dua eden adam, duası ile gösteriyor ki: Bütün kâinata hükmeden birisi var ki; en küçük işlerime ıttıla’ı var ve bilir, en uzak maksadlarımı yapabilir, benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyle ise; bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki, benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri o yapıyor ki, en küçük işlerimi de ondan bekliyorum, ondan istiyorum. İşte duanın verdiği hâlis tevhidin genişliğine ve gösterdiği nur-u imanın halâvet ve safîliğine bak, Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”
“Dua bir ibadettir. Abd, kendi aczini ve fakrını dua ile ilân eder. Zahirî maksadlar ise; o duanın ve o ibadet-i duaiyenin vakitleridir, hakikî faideleri değil. İbadetin faidesi, âhirete bakar. Dünyevî maksadlar hasıl olmazsa, “O dua kabul olmadı” denilmez. Belki “Daha duanın vakti bitmedi” denilir.”

SORU

Allah razı olsun. Rabbimin bu güzellikleri say say bitmez fakat içime o korku geliyor. Herzaman içimi rabbime açıyorum duymamasından kastım sadece çok sevilmemem. Düşündüklerimi, hissettiklerimi insanlara anlatamıyorum. Allah kendisine çokça inanlar varken bana nasıl olurda bakar gibi geliyor dünya zaten sağnakken ben rabbimdeki huzura gitmeye çalışıyorum ama ulaşamıyorum neden?

CEVAP

Bedıuzzaman hazretlerı lemalar isimli eserinde bır misal veriyor;
“Bir zât, bir insanı, bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsan, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O mütenevvi hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnetdarlık istediği halde; o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyahud hiçe sayıp şükretmeyerek yukarıya bakar. Keşki bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım, ne için o dağ gibi veyahud öteki minare gibi çok yüksek değil deyip şekvaya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı nimettir, bir haksızlıktır. Öyle de: Bir insan hiçlikten vücuda gelip, taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan kalmayarak, insan olup, müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve âfiyet görüp, yüksek bir derece-i nimet kazandığı halde, bazı ârızalarla, sıhhat ve âfiyet gibi bazı nimetlere lâyık olmadığı veya sû’-i ihtiyarıyla veya sû’-i istimaliyle elinden kaçırdığı veyahud eli yetişmediği için şekva etmek, sabırsızlık göstermek, aman ne yaptım böyle başıma geldi diye rububiyet-i İlahiyeyi tenkid etmek gibi bir halet; maddî hastalıktan daha musibetli, manevî bir hastalıktır. Kırılmış el ile döğüşmek gibi, şikayetiyle hastalığını ziyadeleştirir.”
“İnsan zaîftir, belaları çok. Fakirdir, ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelal’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar.”

SORU

benm teyzemin oğlu var ünv.okuyr 3senedir dersi geçemyr ve sinirleri harap olmuş bir vaziyette artık sonucunu Allaha isyana kadar dayandırdı sizce onu bu durumdan nsl kurtarabilir yeniden iman dönmesi için neler yapabiliriz.

CEVAP

Yukarıda ki not sanırım mesele hakkında ilaç hükmünde. Ben birde şu Ayet meailini ekliyeyim.
“Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır.
Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır.
Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
(Bakara-216)
Bulunduğu muhitteki nur talebeleri ile tanıştırmak lazım. Zira insan ünsiyet edip kendisine telkinde bulunacak birilerine hep muhtaçtır.
Selametle…

Baştaraf ilâve, yazı alıntıdır..

Kim bilir, belki derde şifadır.

Risale-i Nur

Yorum bırakın

Risale-i Nur Nedir?

Kur’ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?” gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat’i bir şekilde, çekici bir üslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

Yirminci asrın Kur’ân Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san’at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk Medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir.

Ecdadımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen îman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı îmanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemalât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa’da gezdirmesi ve “Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim.” deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaatı bakımından ve istikbalimizin selâmeti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur. Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ve şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türk’ün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i te’lif olamaz. Bizler, ancak Rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu babda aldığımız ve alacağımız yegâne hakiki mukabele ve ücrettir.

* * *

Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kırılması ile bozulmağa yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kuran’ın i’cazıyla ve geniş yaralarını Kur’anın ve imanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın i’caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır.

(Şualar : 150)

Risale-i Nur Nasıl Bir Tefsirdir?

Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur’anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur’ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir.

Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütâlâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur’ânın hakikatlarını rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattır.

Risale-i Nur!.. Kur’an Âyetlerinin nurlu bir tefsiri.. Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen.. Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış… Müsbet ilimlerle mücehhez.. Vesveseli şüphecileri ikna ediyor… En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor…

Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat… Yüzotuz eser… Büyüklü küçüklü risaleler halinde… Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir… Aklı ve kalbi tatmin eder… Kur’an-ı Kerim’in yirminci asırdaki -lâfzî değil- manevî tefsiri…

İsbat ediyor!.. Akla gelen bütün istihfamları… Zerreden Güneşe kadar îman mertebelerini… Vahdaniyet-i İlâhiyyeyi… Nübüvvetin hakikatını…

İsbat ediyor!.. Arz ve Semavatın tabakatından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatından, Haşir ve Âhiretin vukuundan, Cennet ve cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar… Akla gelen ve gelmiyen bütün îmanî meseleleri en kat’i delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor… Pozitif ilimlerin müşevviki… Riyazi meselelerden daha kat’i delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser.

(Tarihçe-i Hayat)

Bazı kimseler “Niçin Risale-i Nurları çok okuyorsunuz da başka kitapları okumuyorsunuz?” diyorlar. Bu düşünceyi nasıl değerlendirirsiniz?

Bir kişi eserini telif eder; ama o eserin kalitesini okuyucu takdir eder. Kimse bu eserleri zorla okutmuyor. Burada tamamen insanlar kendi ihtiyar ve iradesiyle ve ihtiyaç duyduğundan okumaktadırlar. Demek ki, kendisini okutma meziyeti Risale-i Nur’da var. Bir insan sevdiği bir şiir veya bir kasideyi birkaç defa okusa ondan usanır. Ama bu eserleri okuyanlar ondan asla usanmıyor, büyük bir şevkle tekrar tekrar okuyorlar. Risale-i Nurlar raflarda durmuyor, hep rahlelerin üzerinde, okuyucunun elinde ve cebinde dolaşıyor.
Elbetteki, namaz, hac, zekat, oruç, nikah ve diğer fıkhi meseleleri ve hükümleri öğrenmek için fıkıh ilmine ve bu sahada yazılmış kitaplara müracaat etmek lazımdır. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bazı ihtisas gerektiren konuları, ehl-i ihtisasa havale etmiş, onlara atıflar yapmıştır. Mesela, Sözler’de, mütekellim ulemasının imkan ve hudusa dair delillerinin tafsilatı, “Şerhü’l-Mevâkıf” ve “Şerhü’l-Makasıd” gibi muhakkiklerin büyük kitaplarına havale edilmiştir. Muhakemat’ta, İmam-ı Râzî, İbrahim Hakkı, İmam-ı Gazali, Hüseyin-i Cisrî, İbn-i Hümam, İmam-ı Şafi gibi dahi imam ve ulemalar hakkında “onların halka-i dersinde otur, dinle..” “Arkalarına düş.” gibi ifadeler kullanmış, ihtisas gerektiren konulara ihtiyaç ve lüzum hissedildiğinde; işin ehillerinden öğrenilebileceği ve gerektiğinde o kitaplara müracaat edilebileceği ifade etmiştir. Akıl ve mantığın, ilim ve hikmetin de gereği budur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri özellikle “İşârâtü’l-İ’caz” eserinin sonunda; Kur’an’ın ve İslamiyet’in ulviyetini beyan eden Prens Bismarck, Dr. Maurice, John Davanport, Carylyle ve Edward Gibbon gibi bir çok ecnebi feylesofun düşüncelerine yer vermiştir. Bundan anlaşılır ki, bu noktada hiçbir taassup söz konusu değil. Üstad bu şahısların eserlerini okuduğu gibi, nur talebeleri de bu tür eserleri okuyup tetkik etmektedirler.
Üstad’ın kırk kitabı sürekli olarak mütalaa ettiği, Tarihçe-i Hayat adlı eserinde şöyle ifade edilir: “Kur’an hakaikının anahtarı olacak ve şüpehata karşı muhafaza ve mukabele edecek hikmet ve fünun-u İslâmiyeye dair kırk risaleyi iki senede hıfzına aldı. Her gün bir parça ezberden okumak suretiyle, hepsini üç ayda ancak devrediyordu.”Mirkat” ismindeki kitabı, haşiye ve şerh olmaksızın hıfzetmeye başladı.”
Üstad Hazretleri şöyle buyurmaktadır: “Risale-i Nur, hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor.”
Burada ifade edilmek istenen asıl maksat, Risale-i Nur’ların “iman hakikatları” noktasında başka eserlere ihtiyaç bırakmadığıdır. Yoksa Risale-i Nurlar her konuda ve her mevzuda kâfidir diye mutlak bir ifade yoktur.
Şunu da ifade edelim ki, her insan kendi mesleğinin detaylarını öğrenmek ve o sahada daha da ileri gitmek ister. Risale-i Nur bizim mesleğimizdir. Her nur talebesinin bu eserleri çok iyi okuması, anlaması ve hayatına tatbik etmesi lazımdır. Üstadımızın da beyan ettiği gibi, “Hakiki ve hakikattar Nur talebesi, mürşid aramaz, ihtiyaç da duymaz. Risale-i Nur, hakikat mesleğinde mürşid olarak kâfi ve vafidir.”
Evet, Kur’an’ın manevi bir tefsiri olan Risale-i Nurdaki ulvi hakikatler, îman, marifet, ahlak, edep ve irfan sahasında büyük fütuhatlar yapmış, başta Arapça ve İngilizce olmak üzere kırktan fazla dile çevrilmiş ve hamiyetli ve gayretli insanlar tarafından Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya kıtalarına kadar ulaştırılmıştır.
Medrese ve tekkeler kapatılınca, Cenab-ı Hakk lütuf ve kereminden Risale-i Nur gibi bir eser nasip etti. Eskiden Arapça, Kur’an, hadis, kelam ve fıkıh gibi dersler, müderrisler tarafından okutulurdu. Burada tedrisat görenler ise on beş yıl okutulduktan sonra ancak alî ilimlere çıkılabilirdi. Zaten o medreselerde herkes de okuyamazdı. İşte kapatılan o medrese ve tekkelere bedel, Risale-i Nur öyle bir mektep ve medrese oldu ki, her kesimden, her meslek grubundan talebesi var. Bu hizmet sadece belli bir yaş grubuna münhasır değildir. Çocuklar, gençler, ihtiyarlar, hanımlar, mütefekkirler, araştırmacılar, ilim adamları bu mektebin birer talebesidirler. Bu eserleri okuyan herkes istidat ve kabiliyeti nisbetinde ondan bir hisse alır, kalbine ve ruhuna nakşeder.
Üstad Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder:

“Evet Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığına, yirmi senede yirmi bin zât tecrübeleriyle şehadet ederler.”

“Tevfik-i İlahî refiki olan adam, tarîkat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet Kur’andan, hakikat-ı tarîkatı -tarîkatsız- feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza maksud-u bizzât olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın îsal edici bir yol buldum.”

Risale-i Nur’daki bütün hakikatler, bu asırdaki insanların fıtratına uygun, fevkalade orijinal ve mükemmeldir. Risale-i Nur’un mevzuları gibi, o mevzuları meydana getiren cümleler ve kelimeler de gayet mükemmel ve orjinaldir. Onlar hiçbir kitaptan alınmamış, Üstadın kalbine doğrudan Kur’an’dan ilham edilmiştir.
Bu hizmet bir mekâna, belirli bir merkeze ve bir şahsa bağlı değildir. Bu hizmet bütün dünyayı içine alacak şekilde çok geniştir. Bu dersleri okuyanların hepsi talebe ve şakirttir. Bu talebelik ise bir ömür boyu devam etmektedir. Üstadımız bu zamanın “şahs-ı maneviye” zamanı olduğunu söylüyor ve “Said yoktur, Said’in ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakaik-i Kur’aniye’dir.” “Ben de sizin ders arkadaşınızım.” diyerek, kendisinin de Risale-i Nur’un bir talebesi olduğunu ifade ediyor.
Şimdi aktar-ı alemde hem kemiyeten ve hem de keyfiyeten büyüyen azim bir cemaat var. Bediüzzaman Hazretlerinin “Ben rahmet-i İlâhîden ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek…” müjdesi, bu cemaatın yapmış oldukları hizmetler ile tahakkuk etmektedir.
Evet, dünyanın hiçbir yerinde yaşları, meslekleri, branşları ayrı olan milyonlarca insanı bir araya getiren, birbiri ile kaynaştıran, onları bir akraba haline getiren, insan sevgisinin ve uhuvvetin ehemmiyetini ortaya koyan, onlara bir hedef gösteren bir başka ekol yoktur. Bu bakımdan Risale-i Nur, bir cihan üniversitesidir. Üstad Hazretleri Münâzarat adlı eserinde şöyle buyurur:

“İslâmiyet hariçte temessül etse; bir menzili mekteb, bir hücresi medrese, bir köşesi zâviye, salonu dahi mecmaü’l küll, biri diğerinini noksanını tekmil için bir meclis-i şûra olarak, bir kasr-ı meşîd-i nuranî timsalinde arz-ı dîdar edecektir. Âyine kendince güneşi temsil ettiği gibi, şu Medresetü’z Zehrâ dahi o kasr-ı İlâhîyi haricen temsil edecektir.”

Üstadın harika bir şekilde izah ettiği bu hizmeti, bu asırda Risale-i Nur hakkıyla ifa ve temsil etmektedir.
Risale-i Nur talebeleri büyük bir hamiyet, ciddî bir gayret, yüksek bir fedakârlık, azamî ihlas ve sebatla hizmetlerine devam ediyorlar. Onlar, vazifelerinin sadece tebliğ olduğunun şuurunda olarak, “Vazifeni yap, vazife-i İlahiye’ye karışma” düsturu ile hareket etmektedirler. Risale-i Nur hizmetinde, rekabeti intaç edecek hiçbir şey yoktur. “Fenafil ihvan” yani; kardeşinde fani olmak, en büyük bir düsturdur.  Risale-i Nurlar, talebelerine en büyük bir haslet olan “başkalarını kendi nefsine tercih etmek” hasletini, maddî ve manevî menfaatten feragat etmeyi, tevazuyu, mahviyeti, ihlas ve sadakati ders veren büyük düsturlar ve hakikatler hazinesidir.

gül muhabbeti, yürekten damla damla süzülür mü böylesi..

Yorum bırakın

yürek de damla damla akar mı böyle..

gül kokusu, gül muhabbeti, yürekten damla damla süzülür mü böylesi..

aşk, taneyi mücevher yapan,
faniyi baki yapan..
bir kainatı aşk ile dolduran Rabb’e aşk…
olmazları olduran,
kabımızı güllerle dolduran Rabb’e aşk…
bir zerreye bile akla sığmaz kanunları sığdıran,
nice fabrikalar işletip en güzel suretiyle bize sunan
Suyu Rahmet, Gülü Muhabbet eyleyen Rabb’e aşk…

Ancak aşk ile dönebilir bu dünya,
Aşk olmazsa bir elektron dahi yörüngesinde duramaz..
Su molekülleri biraraya gelemez..
Yağmur yağamaz,
Güneş doğamaz o ilahi Aşk olmasa..

Halık-ı Kerim’in “ol” emri olmasa..
Ne alem olur, ne zerre, ne katre, ne güller, ne gülistanlar
ve ne biz insanlar..

Ama “Ol” dedi Rabbim..
“Gel” dedi dünyaya..Ve bizleri bu fani misafirhaneye misafir eyledi,
Tüm cihazatları verdi Rabbim..
Görmeye, Bilmeye, İnanmaya, İtaate, Sevgiye, Aşka ve Teslimiyete dair,
Tüm cihazlarla donattı bizi…
Halk eyledi, Rahmeyledi, nur eyledi..

Alemi melekleriyle donattı, herbirini emrimize memurlar eyledi..
Hizmetkarlarıyla doldurdu dörtbir yanımızı,
ve “en sevdiğini” gönderdi bizlere…
Nelerden nelerden nasipdar eyledi…

Mahbub-u Hakiki olan Rabbimiz, O aşk’a teveccüh ettirsin bizi
O’na sevk etsin bizi,
O’nunla eylesin bizi..

alıntıdır…

Beklemek sabretmektir” dedi ustam.
Kalbim üstüne” dedim.
Büküldü boynum

Risale-i Nur Okuma Metodu

Yorum bırakın

Risale-i Nur Okuma Metodu

Risale-i Nur, Kur’an-ı Kerimin harika bir tefsiridir. Böyle kıymetli bir eserden istifade etmek büyük bir nimettir, bir ayrıcalıktır. Okurken şu gibi esaslara dikkat edilse, istifade çok daha fazla olur diye düşünmekteyiz:

• Başkalarına anlatmak için değil, kendi nefsimize hitap ederek okumak.
• Az da olsa her gün okumak.
• Küçük Sözler, 23. Söz, Haşir Risalesi gibi daha kolay anlaşılabilen risalelere öncelik vermek.
• Bilinmeyen kelimelerle ilgili lügat çalışması yapmak. Bir insan her ay bir risalenin kelimelerini çıkararak okusa, bir yıl gibi bir sürede çok mesafe alabilir.
• Çevremizde Nur dersleri yapılıyorsa düzenli olarak takip etmek, yapılmıyorsa da başlatmak.
• Seviyesi iyi kimselerle ön çalışmalı dersler yapmak. Mesela, bir hafta önceden belirlenen bir derse hazırlanıp gelmek, başkalarıyla bu konuyu enine boyuna müzakere etmek son derece faydalı olacaktır.

• “Ya Rabbi, bu eserleri anlamayı ve yaşamayı nasip eyle” şeklinde dualar etmek.
• Her gün hiç olmazsa 15 dakika sesli okumak, hem okuyuşu düzgünleştirir, hem telaffuzu güzelleştirir.
• Ayrıca sessiz olarak da yoğun bir şekilde okumak gerekir. Külliyetle dalmak mühimdir.
• Okuduğumuzu başkalarıyla paylaşmak önemlidir. İlim, paylaşıldıkça artar ve bereketlenir.
• Başlangıçta anlamasak da çok okumak, sonraki okuyuşlarda ise anlama ağırlıklı okumak daha faydalı olacaktır.
• Cevşen ve sair evradları okumanın risale-i nurdan istifadeye ve feyz almaya büyük faydası vardır. Bunlar insanın ulvi latifelerini geliştirir, ona kıvam ve kalite kazandırır.

Kitap sıralaması olarakta tavsiye edilen;
1.İmani bir bahis ardından bir lahika şeklinde olabilir.
–Sözler, Tarihçe-i Hayat; Mektubat, Kastamonu; Lema’lar, Emirdağ; Şualar, Barla; Mesnevi-i Nuriye, Sikke-i Tasdiki Gaybi; Asayı Musa, İşaratül İcaz, Muhakemat şeklinde sıralanabilir.

2.önce imani eserler ardından lahika kitapları okumak,
–Sözler, Mektubat, Lemalar, Şualar, Mesnevi-i Nuriye, Asayı Musa, Tarihçe-i Hayat, Emirdağ Lahikası, Barla Lahikası, Sikke-i Tasdiki Gaybi, Muhakemat şeklinde sıralanabilir. Bunların dışındada farklı okuma metodları şüphesiz ki vardır. Artık herkes kendi yapısı ve kabiliyetine göre Risale-i Nur eserlerine müteveccih olmalı.

Risale-i Nur Programları

Risale-i Nur Küllaytının word belgesi şeklinde tamamı Aşşağıda download olarak vermiş olduğumuz dosyada Risale-i Nur Külliyatının office world dokümanını bulabilirsiniz..

officeword.jpg

Ancak arabic fontunda bilgisayarınızda olması gerekir.Aşşağıda Ekdeki Nur.zip Dosyasını indirdikden sonra Bilgisayarınızda windows klasörünün bulunduğu yerde font adında bir klasör daha vardır dosyayı zipli klasörden çıkarıp font klasörünün içine atıyoruz..

Sonrasında sorunsuz bir şekilde world dosyasında Risale-i Nuru okuyoruz..

Araştırmalarımızı yapıyoruz…

Nur Ris 3.0 Programı

Risale-i Nur Külliyatı’nın bilgisayar ortamında mümkün olduğu kadar rahat bir şekilde okunmasını amaç edinen bir çalışma. www.nurris.org

 

Dosyalar

Dosyayı indirmek için tıklayın.
http://www.nurpenceresi.com/watch.php?id=1058

Elmas Sözler

Yorum bırakın

Risale-i Nur’dan ELMAS SÖZLER

LINK:

>>> Dökümanı İndirmek için Burayı Tıklayınız <<<

http://rapidshare.com/files/103105783/Risale-i_Nur_dan_Elmas_Soezler_-_Uploaded_by_www.yenibeyin.com.rar

Password : http://www.yenibeyin.com

…Daha Çok Paylaşımlar Dileği ile…