Cengiz Han’ın UykuLarını Kaçıran Türk…

Yorum bırakın

CeLâLeddin Harzemşah (?-1251)

İslam akidesinin temel taşlarından bir tanesi ve belki de en önemlisi; ferdin kendi vazifesini yaptıktan sonra, neticesi ne olursa olsun üzerinde durmaması, diğer bir ifadeyle İlahi vazifeye karışmamasıdır. İfa edilen vazifeden istenilen neticenin alınıp alınmaması Canab-ı Hakk’ın takdirindedir. Kendi vazifesini yapmakla meşgul olup, neticesini Allah’a havale etmeyi düstur edinen İslam kahramanlarından birisi de Celaleddin Harzemşah (Harizmşah)tır. Risale-i Nur’da bu örnek şahsiyet şu şekilde anlatılır:

“Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâ ı ona demişler:

“Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.”

O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.” İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur” (Lem’alar, s. 135). Daha fazla

Reklamlar

Mustafa Asım Köksal (1913 – 1998)

Yorum bırakın

“BİR ÖMRÜ PEYGAMBERE ADAMAK”

“Ömrünü İslam’a ve Peygamber Efendimiz’in sevgisine adamış bir Allah dostu. Kendisi bir ilim adamı olmakla birlikte hem de ehli tasavvuf, gönül ehli bir kişiydi. Hayatını İslamî çalışmalar ve Peygamber Efendimiz’in hayatını yazmakla geçirmiş bir insandı.”  Dr. Şeref Eren Daha fazla

Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhaniyetinden İstimdat

Yorum bırakın

Rıza Tevfik’in İtirâfı

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDAT

Nerdesin şevketlim, sultan hamid han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına.

Tahkire yeltenen tac-ü tahtını,
Denedi bu millet kara bahtını;
Sınad-ı sillenin nerm ve sahtını,
Rahmet et sultanım suz-i âhına.

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî padişâhına.

“Pâdişah hem zâlim, hem deli’ dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz ‘belî’ dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliâma kadar sürüp gittiler.
Saçak öpmeyenler, secde ettiler.
Bir asi zabitin pis külâhına.

Bugün varsa yoksa …………..,
Şöhretinde herkes fuzuli dellal;
Âlem-i mânâ’dan bak da ibret al,
Uğursuz taliin şu gümrâhına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lânetle anılan cebâbirenin
Bu, rahmet okuttu en küstâhına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türkün ruhu zorla âsi göründü,
Hem peygamberine, hem Allâh’ına.

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,
Bunlar her tarafa kurdu salıncak;
Eli,yüzü kanlı bir sürü alçak,
Kemend attı dehrin mihr-u mahına.

Bu itler nedense bana salmadı,
Bahalıydı başım kimse almadı,
Seyrandan başkaca iş de kalmadı;
Gurbet ellerinin bu seyyahına.

Hoş oldu cilvesi Cumhuriyetin,
Tadı kalmamıştı Meşrutiyetin,
Deccal’a dil çalan böyle milletin,
Bundan başka çare yok ıslahına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Âhiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI

*********************

Selamlar

Öncelikle, konuyu şiirin edebi yönüyle değil, içeriğiyle ve tarihi önemiyle ad yapmış olması, Rıza Tevfik’in şairliğinin ön plânda olmaması ve şiirin başlı başına bir davanın ispatı durumunda bulunması nedeniyle buraya açtığımı belirteyim.

II. Abdülhamid baştayken İttihatçılarla beraber aleyhinde çalışanlardan olan Rıza Tevfik’in, II. Abdülhamid Han’ın cenaze törenine mütakip yazdığı bu şiiri gerçekten büyük bir önem taşıyor. Fikir namusu taşıyan İttihatçıların geldiği noktayı göstermesi bakımından da gâyet kıymettar bir eser… Gerçekten samimi bir itiraf, gerçeğin gözler önüne ayan-beyan dökülüşü demek bu şiir… İçinde olduğu hâlet-i rûhiyeyi nefis anlatmış Rıza Tevfik. Daha fazla

İSKİLİPLİ ATIF HOCA ( 1876-1926m. )

Yorum bırakın

Ali İhsan ER – Salih Okur

TAKDİM

Avrupa’da birkaç ay kalabilme fırsatını elde etmiş ve şöyle-böyle bir yabancı dili hecelemeye başlamış pek çok insan, yapacak başka bir şey kalmamış gibi kendi insanını tezyif etmekte (alaya almakta) ve milletini hakir görmektedir. Bu tür insanların ağzından şu ifadeleri çok duymuşsunuzdur:

“Ah, ne kadar geri bir milletmişiz!.. Meğer hayat Batı’daymış… Bizim ülkenin insanları âdetâ canlı cenazeler… Bu yığınların, yaşadıkları çağı yakalamaları mümkün değil… Hele Müslümanlık, o bütün bütün çağdışı… Biz, bu kılık ve kıyafetle varılabilecek yerlerin en yakınına dahi varamayız!.. Dünya başını almış göklerde dolaşırken, bizler bu sıkma başlarla hâlâ yerde yürürken de tökezliyoruz. Milletin yükselip çağıyla hesaplaşması düşünülüyorsa, bu, Batılılaşmadan geçer…” vs…

İşte bu düşünceler, merhametsiz yılların ve karanlık günlerin yabancılaştırdığı derbeder nesillerin düşünceleri ve bir dönemde heder olup (boşa) gitmiş yığınların hezeyanlarıdır (boş konuşmaları). O talihsiz günlerde bu hezeyanlara cevap veren bir başyüce kamet vardır: İskilipli Atıf Hoca. O, “Frenk Mukallitliği (taklitçiliği) ve Şapka” ismiyle yazmış olduğu eseriyle geri kalışımızın gerçek sebepleri üzerinde durarak hakikati haykırmıştır. Ne var ki, hak ve hakikata tahammülü olamayan yarasa ruhlular, sesini soluğunu kesmek için onu sudan bahanelerle idam sehpasına kadar götürmüşlerdir. Şimdi sizleri bu büyük dava adamının ibret dolu hayatıyla başbaşa bırakıyoruz…
Ali İhsan ER

YETİŞTİĞİ ÇEVRE

Atıf efendi Akkoyonlu aşiretinden ve İmamoğulları denilen aileden Mehmed Ali ağanın oğlu olup, 1292 hicri senesinde Çorum’un İskilip kazasının Tophane köyünde dünyaya gelmiştir.

Annesi Mekke-i Mükerremeden göç etmiş Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı hanımdır. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Atıf, dedesi Hasan Kethüda efendinin himayesinde yetişmiştir. Daha fazla