Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler,
siz de O’na salat edin ve tam bir teslimiyetle O’na selam verin.
Ahzab Suresi – 56

ŞİFA SALAVATI

Türkçe okunuşu:Allahumme salli alâ seyyidinê Muhammedin / Tıbbil kulûbi ve devâihâ Ve âfiyetil ebdani ve şifâihâ / Ve nuril ebsari ve ziyâihâ Ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim    


Anlamı: Ey ALLAH’ım ! kalblerin doktoru ve devası, vucutların şifası, gözlerin nuru ve ziyası olan Muhammed’e (S.A.V.) aline ve ashabına salatu selam eyle. Amin!


Makbul bir dua olan salavatı şerifeyi, yapacağınız duanın hem başında, hem de sonunda üçer defa söylerseniz, yapacağınız dua inşallah kabul edilir.

Bunu okurken çok güzel bir konsantrasyon içinde olmalısınız. Ama kendinizi gevşek bırakın, germeyin.
Bir de şunu unutmayın ki salavat peygamber efendimiz için yapılan çok büyük bir hayır duasıdır.
Salavat öyle bir duadır ki her nimetin şükrü, bütün ibadetlerin sevabı daha nice hayırlar güzellikler O’nun üzerine olsun gibi bir manası vardır. Hatta Kur’anı Kerîm’de ALLAH(c.c.) ve Meleklerin peygamber efendimize salavat okudukları anlatılıyor ve bizlere de aynı şeyi yapmamız emrediliyor.

Ve şunu bilelim ki: Biz O’na böyle sevgilerle hayırlarla dua ederiz de ondan bize hiç bir şey yansımaz mı?
Bu salavatın kıymetini bilirseniz, ona değer verirseniz gerçekten kısa bir süre sonra hayatınızda çok güzel gelişmeler olacaktır.

Özellikle de ikindi ezanından sonra okunup, dua edilip şifa istenirse ALLAH’ın(c.c.) izni ile şifa olacağı rivayetler arasındadır.

***

SORU:

Şu salavatta şirk var mıdır? Bu salavatın kaynağı nedir? “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin tıbbil’kulûbi ve devâiha…” İbn Baz, “Bu söz şirktir.” diyor..

CEVAP:

Değerli kardeşimiz;

Bildiğiniz gibi, İbn Baz vahhabi bir alimdir. Onların bu gibi konulardaki görüşleri Ehl-i Sünnet alimlerinin görüşlerine uymamaktadır.

Bu salavatın manası “Allah’ım! Kalplerin tabibi ve ilacı, bedenlerin afiyeti ve şifası, gözlerin nuru ve ışığı olan Efendimiz Hz. Muhammed’e onun âl ve ashabına salat ve selam eyle!”

Bunun neresinde şirk var, Allah aşkına!

İbn Baz şayet öyle bir şey demişse, şunu düşünerek demiştir: Şifayı bir insana nispet etmek şirktir. Çünkü Allah’tan başka, şifa veren yoktur.

Maalesef Vahhabi kardeşlerimiz, bu konularda çok dar düşünüyorlar. Oysa, hiçbir Mümin herhangi bir fiilin icadını Allah’tan başkasına vermez. Ama vesileleri, sebepleri inkâr etmek, abesle iştigaldir. Mesela; Kur’an’da şöyle denmiştir:

“Güldüren de ağlatan da Allah’tır. Öldüren de dirilten de Allah’tır.” (Necm, 53/43-44).

Bu ifadede bir müminin şüphesi olabilir mi? Peki; “Sen beni güldürdün,.. çocuk beni ağlattı,.. katil adam öldürdü…” şeklindeki ifadeleri herkes kullanmıyor mu? Eminim bu ifadeleri bizzat İbn Baz da kullanmıştır. Bu ifadeler sebep olarak doğrudur. Ve bu sebeplerin söz konusu fiillerin yaratıcısı olduğu vesvesesi hiç kimsenin hayalinden bile geçmez.

Bazı insanlara “Gözümün nuru! İçimi aydınlattın.” deriz de, bunu Hz. Peygamber (a.s.m)’den niye esirgeriz? ? Bunun bir mantığı var mı? Anlamak mümkün değil..

Gerçekte insanı güldüren Allah olduğu gibi, doyuran ve duyuran da Odur. Şimdi bir kimse: “Filan adam çorbayla beni doyurdu, falanca kişi şu haberi bana duyurdu.” dese müşrik mı olur?

Dahası Hz. Peygamber (a.s.m) buyuruyor ki;

“Bal şifadır.” (Buharî, Tıp,4),

“Allah, verdiği hiçbir dert yoktur ki onun için bir şifa indirmesin.” (Buharî, Tıp,1).

İndirdiği şifadan maksat, bir ilaçtır, bir nesnedir. Baldır, çörek otudur, v.s. Acaba bir kimse, şifa niyetiyle bal yediğinde şirke girip dinden mi çıkmış olur?

İbn Bazın da değer verdiği İbn Kayyim bizzat, tarih boyunca değişik alim ve salih kimseler tarafından Hz. Peygamber (s.a.m)’e getirilen salavatları bir kitapta toplamıştır.

Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet

BU KONU iLe İLGİLİ  BİR MAKALE

Dr. Charles Ryan
Avustralya’ya 1990’da gittiğimde pek çok kişiye ve hatıraya ulaşmama yardımcı olan Kıbrıs Türklerinden İbrahim Dellâl Bey, yine bazı belgeleri bulup hazırladığı gibi Dr. Charles Ryan’ın hatıralarından da bahsetti.
Dr. Charles Ryan, (Yeni Zelanda veya İrlanda asıllı olabilir.) doktor olmak için Viyana’ya tıp fakültesinde okumaya gitmiş. Orada gazetelerde Osmanlı ordusunun ilan ile doktor aradığını öğrenmiş ve böylece orduya katılmış. Plevne Savaşı’nda doktor olarak bulunmuş… Avustralya’ya döndükten sonra da yirmi sene Türkçe konuşmuş. Hanımı ve büyük çocukları onu reddetmişler. Ama küçük kızı onu hep dinlemiş. Sonra bir eyalet valisinin (Avustralya’da eyalet valileri, cumhurbaşkanı statüsündedir) eşi olan bu küçük kız, babasından duyduğu hatıraları yazıp kitaplaştırmış.

Onun şâhitliğine göre Dr. Charles Ryan, Müslüman olarak vefat etmiş. Dr. Ryan’ın unutamadığı bir hatıra ise yaralı bir Osmanlı askerinin derin inancı ve metaneti…

Savaşta dizleri dağılmış, ayakları işe yaramaz hâle gelmiş bir yaralı askeri demir tekerlekli bir at arabası ile getirmişler.

O kadar uzak yerden, ağır kan kaybına ve büyük yaralarına rağmen o şekilde ölmeden ulaştırmalarına Dr. Ryan şaşırıp kalmış.

Ayaklarının mutlaka kesilmesi gerektiğini söyleyince asker itiraz etmiş. “Asla olmaz; onların daha yapacak işleri var.

Sen elinden geleni yap; ilaçla sarıp sarmala… Gerisini Allah’a bırak!” demiş..

. Olacak gibi değilmiş ama askerin itikadî enginliği doktora tesir etmiş.

Elinden geleni yapıp bırakmış… Asker okuyup okuyup ellerini dizlerine ve ayaklarına sürüyormuş.

Bu durum günlerce sürmüş. Doktora “Yakında kalkıp savaşa katılacağım, göreceksin.” diyormuş.

Doktor, ölmeden kalsın, aksak sakat olarak bir yaşasın, yeter diye düşünürken, bu askerin kalkıp yürüdüğüne şâhit olmuş ve hayretler içinde kalmış.

Onu bu kadar şeyden sonra artık memleketine çoluğunun çocuğunun yanına döner diye beklerken, “Benim daha yapacak çok işim var… Beni birliğime katın, hayatta olduğum müddetçe vatanî vazifemi yapmak istiyorum!” demiş.

Aslında duanın büyük değerinin farkında değiliz.

Müslüman’ın en güçlü silahı olan duadan istifade etmesini bilmiyoruz.

Mutlaka her Müslüman Fatiha Suresi’ni bilir.

Fatiha’nın bir ismi de Şâfiye’dir.

Yani şifa âyetlerini ihtiva etmektedir.

Şifa niyetiyle okununca Allah’ın izniyle tesirini gösterir.

Ama ihlâs ile ve şifayı Allah’tan bilerek okumak gerekir.

Nice ayağının kesilmesine karar verilen kimselerin ayaklarına zeytin yağı sürüp dualar ederek, kurtulup yürümeye başladıkları görülmüştür…

Yedi gün bin defa “Mevlâye salli ve sellim dâimen ebeden Alâ Habîbike hayrilhalkı küllihimî… Hüvel-Habîbüllezî türcâ şefâatühû li külli hevlin minel ehvâli muktehımî” okuyarak şifaya kavuşanlar vardır.

Bunlar, tıbbı, hekimliği reddetmek değildir.

Doktorların teşhis ve tedâvîleri yanında moral gücünü takviye edici, Allah’ın inayetini celbedici dua ve niyazlar hep şaşırtıcı şifa ve devâları gözler önüne sermiştir.

Daha önceleri “Salât-ı Tefriciye” ve

“Allahümme salli alâ Seyyidinâ tıbbıl-Kulûbü ve devâihâ ve âfiyetil-ebdanî ve şifâihâ ve sahbihî ve sellim.”

salâvatının şifa ve devâya vesile olduğunu şâhitlerinin ağzından yazıp anlatmaya çalışmıştım.

Hele 4.444 defa okunan Salât-ı Tefriciye’nin kerametine 1983 senesinde bizzat şâhit olmuştum. Bunlardan bilhassa toplu duaların tesiri büyük. Çünkü dualar külliyet kazanınca kabule karîn olurlar.

ABDULLAH AYMAZ.
zaman