Öncelikle, bilmeyenler için kısaca “Türk kahvesi”nin tarihçesine “google ” aracılığıyla değinelim.

Rivayetlere göre kahveye ilk kez Yemen’de rastlanıyor. “Kahve Yemen’den gelir” deyimi de bunu ispatlar niteliktedir. Kahvenin bulunuşuyla ilgili çok farklı rivayetler söylenmektedir ama, en çok kabul göreni de, “uyuklayan keçi ve koyunlarını gezdiren Etiyopyalı çoban Kaldi’nin öyküsü”dür. Kaldi; keçi ve koyunlarının bazı yemişleri yedikten sonra canlandığını, çok hareketli olduklarını ve geceleri çok az uyuduklarını fark etmiş. Bunun üzerine, bu yemişlerden tatmış ve sonrasında da kendini daha dinç ve canlı hissetmiş. Zamanla bu çekirdekleri kavurup öğüten Araplar da, çok lezzetli ve keyif verici olan kahveyi bulmuşlar. Yavuz Sultan Selim Han döneminde Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından Yemen’den (1517) getirildiği bilgilerine de rastlanıyor. Kahve, bu şekilde Osmanlı topraklarına girmiş.

“Türk kahvesi” adıyla ilk milletlerarası markamız sayılabilecek “kahve”; güzel bir içecek olmasının yanı sıra, pek çok deyime, atasözüne, şiire ve türkü’ye de konu olmuştur.

Nescafe gibi sıcak suyu al bardağa dök kahveyi ikram et gibi basit değildir.. ‘Türk Kahvesi’ pişirirken bile “Sabr” ister, kısık ateşte usanmadan başında bekleyerek pişirmek ister, “sevgi” ister… Sevginin gösterişini yansıtır köpüğü.. “bol köpüklü”, bol sevgi misali…

“Kahve” demek “keyif” demektir bazen. Açarsın türkü’nü, alırsın kitabını, yaparsın kahveni, geçersin balkonuna….

“Gel keyfim gel”… yaşadığının farkına varırsın..

Fincanı yudum yudum yudumlarken… “kısa bir fincan kahve uzunluğunda hayattan kaçar gibi”

Hayata “okkalı bir kahve molası” verirsin.. Zor bir dersten sonra teneffüs misali gibi gelir insanın ruhuna!..

“Kahve” kimine göre de, “efkar” demektir..

Çok efkarlandım yap bir kahve içelim de dertleşelim”dir.. Kalbinden geçenin kelimelere dökülüşüdür. Ağlayış’tır dosta, ferahlıktır ‘kahvenin sonu’, bütün yükü sırtından indirmişçesine!..

Kimine  göre de, “Kahve”, “yalnızlık-özlem” demektir. Tek fincan pişirirken içinden “uzaktaki (gurbettekiler ) sevdiklerin, dostların” geçer. Sızlar için derinden.. Hem içer hem derinden, “ahhhhhh” çekersin.. Bazen damla damla yaş gelir gözlerinden…. Telefona sarılırsın eski günleri yâdetmek için çevirirsin gönlüne düşen ilk özleneni…

EŞLE; içilen kahve : HUZUR’dur..! Köpüklere GÜVEN karışır, dudağının kenarına hafif bir TEBESSÜM kondurur..!

ANNEYLE içilen GÜÇ’tür..! Köpüğünde ANNE ŞEFKATİ vardır, TELVESİNDE hayatın yorgunluğu.

BEKLEMEDİĞİN bir anda gelen kahve : BAŞKA’dır..! Isıtıverir içini..!

DOSTLARLA içilen kahve : NEŞE’dir..! Kahkahalar KÖPÜKLER üzerinde yüzer..!

TEK BAŞINA balkonda içilen kahve : YANLIZLIK’tır; ACIDIR TADI. Köpüğü de, telvesi de GÖZYAŞI kokar.

Nedendir bilinmez, kahvehanelerin adı, “KAHVE EVİ” bile olsa Çay içilir..

O yüzden derim ki ben, “çay kalabalık sever, kahve dost ya da yalnızlık ister.”

Bide “hatırı” vardır  ki “40 yıl da bile ödenemez”

Kahvenin yüzü kara, kim demiş içilmez

Gönlü ak, dili tatlı, hatırından geçilmez

 

Kırk yıllık dostluklara…

Hayata ‘mola vermemek’ için…

 

Safiye ABDULLAHOĞLU