GÖKTEN İNEN KURBAN

1 Yorum

GÖKTEN İNEN KURBAN

Günler birbirini hızla kovalıyordu. Yıllar geçiyordu; ama Hazreti İbrahim’in çocuğu olmuyordu. Bir kereliğine de olsa kucaklayıp öpebileceği bir evladı olmasını çok istiyordu. Bir gün ellerini kaldırıp “Ya Rabbî! Bana bir çocuk verirsen, onu sana, senin yoluna adayacağım.” diyerek Allah’a söz verdi.Uzun yıllar sonra Allah, İbrahim aleyhisselâm’a nur topu gibi bir çocuk verdi. Hem kendisi hem de hanımı Hacer buna çok sevindi. Adını da İsmail koydular. Ama Hazreti İbrahim, bir zamanlar Allah’a vermiş olduğu sözü unutmuştu.

Hazreti İbrahim, bir gece rüya gördü. Rüyada İsmail’i kurban ediyordu. Emin olmak için bekledi. Ertesi gece aynı rüyayı yine gördü. Yine bekledi. Üçüncü gün yine aynı rüyayı görünce bir zamanlar verdiği sözü hatırladı. Rabbi, ondan oğlu İsmail’i kurban etmesini istiyordu… Verilen söz de, verilen evlat da bir emanetti. Şimdi iki emaneti de yerine ulaştırma vaktiydi. Bu bir imtihandı. Allah, bazen insanları en çok sevdikleri ya da en çok istedikleri şeyle imtihan ederdi. Hazreti İbrahim, Hacer’den İsmail’i yıkamasını, güzel kokular sürmesini istedi. Onu dostuna götüreceğini söyledi. Hazreti İsmail’i alarak yola çıktı. İbrahim aleyhisselâm ve oğlu İsmail Arafat’a doğru yürüyordu. Bu sırada şeytan, insan kılığına girerek Hazreti Hacer’in yanına geldi. Ona:

— İbrahim oğlunu nereye götürüyor, biliyor musun? dedi.

O da:

—Dostuna götürüyor, cevabını verdi.

Şeytan:

—Hayır, kesmeye götürüyor, dedi.

Hazreti Hacer:

—O oğlunu çok sever! diye karşılık verdi.

Şeytan devamla:

—Allah emrettiği için onu kurban edecekmiş! deyince Hacer annemiz:

—Eğer Allah emrettiyse itiraz etmeyiz, dedi.

Hazreti Hacer’i kandıramayan sinsi şeytan, Hazreti İsmail’in yanına gitti:

—Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun? dedi. Hazreti İsmail:

—Dostunu ziyarete, dedi.

Şeytan:

—Hayır, seni kesmeye götürüyor. Rabbinin kendisine böyle emrettiğini zannediyor! dedi. Bunun üzerine Hazreti İsmail:

—O emretmiş ise bunu seve seve yerine getiririz, diyerek şeytanı kovdu ve onu taşladı.

Şeytan İsmail’i de kandıramamıştı. Son çare İbrahim’e gitti:

—Ey ihtiyar! Oğlunu nereye götürüyorsun? Şeytan seni rüyada kandırmış, dedi.

İbrahim aleyhisselam:

—Sen şeytansın! Hemen yanımızdan uzaklaş! diyerek eline aldığı taşlarla şeytanı üç ayrı yerde taşladı.

Hazreti İbrahim düşünüyordu. Bu zor işi oğlu İsmail’e nasıl anlatacaktı? Kendini toparlayıp:

—Yavrucuğum, dedi. Rüyamda Allah, seni kurban etmemi istedi. Ne dersin?

Hazreti İsmail ne diyebilirdi ki? Babası ona hep Allah’ın emirlerine uymasını öğütlemişti.

—Babacığım, Allah neyi emrediyorsa sen onu yap. İnşallah ben buna sabredeceğim, dedi.

Hazreti İsmail, henüz yedi yaşındaydı. Söylenenlere karşı hiçbir itiraz göstermeden Allah’ın emrinin yerine getirilmesini bekliyordu. İbrahim aleyhisselâm kalbi hüzün dolu olarak Hazreti İsmail’i kurban etmek istedi; ama bıçak, Hazreti İsmail’i kesmedi. Keskin bıçak Allah’ın emriyle kesmez olmuştu.Bu sırada Cebrail aleyhisselâm yanında bir koç ile tekbir getirerek Cennetten geliyordu:

—ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER

Hazreti İbrahim bunu duyunca:

—LAİLAHE İLLALLAHU VALLAHU EKBER, dedi. Hazreti İsmail’de coşkuyla:

—ALLAHU EKBER VELİLLAHİL HAMD, dedi. Kurban bayramlarında okunan bu dualar onlardan kalan bir hatıradır. İşte kurban imtihanını İbrahim ve İsmail Peygamberler böyle sabırla kazanmışlardı. Rabbimiz onların bu teslimiyet ve fedakârlıklarını hiç unutmayalım ve örnek alalım diye her sene Müslümanlara kurban kesmelerini emrediyor.


ÜÇ DOĞRU CEVAP

Yorum yapın

ÜÇ DOĞRU CEVAP

Çok eski zamanlarda bir şehirde çok kötü bir adam vardı. Allah’a inanmazdı. Her gördüğü çocuğa “Allah yoktur. Olsaydı bizim onu görmemiz gerekirdi” derdi.

Bu kötü huylu adamın bir de komşusu vardı. Çok iyi bir insandı. Allah’a inanır, namazını kılar, asla kötü sözler söylemezdi. Herkese iyi davranırdı. Mahallenin çocuklarını başına toplar, onlara “Seni kim yarattı?” diye sorardı. Eğer bilmiyorlarsa öğretirdi. “Seni Allah yarattı yavrum” derdi.

Bir gün kötü huylu komşusu bu iyi ihtiyarın yanına geldi. Yanında kendisi gibi Allah’a inanmayan pek çok insan vardı. O iyi ihtiyara: “Sana tam üç soru soracağız. Bakalım cevap verebilecek misin?” dedi.

- Sorun bakalım, dedi o iyi kalpli ihtiyar. Sorun da alın cevabınızı.

-Birinci sorum şu: Allah vardır diyorlar. Fakat ne görüyor, ne de gösteriyorlar. Onun için ben “yoktur” diyorum, sen ne dersin? İkinci sorum şu: Cehennemde şeytan da yanacak diyorlar. Halbuki şeytan ateşten yaratılmış. Ateş ateşi nasıl yakar? Üçüncü sorum da şu: Madem ki kader vardır. Herkes yaptığından niçin sorguya çekilsin?

O iyi adam ”İşte üçüne birden cevabım” diyerek yerden bir toprak parçası aldı ve kötü adamın kafasına vurdu. O kötü huylu adamın kafasından kanlar aktı. Doğru karakola gitti ve komşusundan şikayetçi oldu. Mahkemeye çıktılar. Hâkim, iyi ihtiyara:

- Bu adamın başına toprak parçasıyla vurdun mu? Dedi. İyi ihtiyar bu soruyu şöyle cevapladı:

- Evet hâkim bey. Ben onun kafasına vurdum. Fakat benim bu hareketim onun bana sorduğu üç sorunun cevabıydı.

Birinci sorusu şuydu: Madem Allah vardır, niçin göremiyoruz? Göremediğimize göre yoktur. Benim bu soruya cevabım şuydu: Kafasına vurdum. Şimdi başının acıdığını söylüyor. Bana başındaki acıyı göstermedikçe inanmam. Madem görmediği şeyleri inkar ediyor, ben de onun başının acıdığını kabul etmiyorum.

İkinci sorusu şuydu: Şeytan ateşten yaratıldı. Cehennem de ateş olduğuna göre ateş ateşi nasıl yakar? İnsanın aslı da topraktır. Ateş ateşi yakmayacağına göre, attığım toprak parçası da onun kafasını acıtmamalı.

Üçüncü sorusu da şuydu: Madem herkes kaderine göre hareket ediyor, hiç kimseye yaptığı işlerin hesabı sorulmamalı. Onun kaderinde kafasına vurulması varmış. Niçin şikayetçi olup mahkemenizi meşgul ediyor?

Bu cevap üzerine hakim, Allah’a  inanmayan o adama sordu:

- Bu anlatılanlara ne dersin?

Adam yaptıklarına utanmıştı:

- Bu komşumun söylediklerinin hepsi doğru. O haklı. Şikayetçi değilim. Ben de Müslüman olmak istiyorum. Bana yardım etsin, dedi.

Hep beraber mahkemeden çıktılar ve çok iyi komşu oldular.

HZ.YUNUS PEYGAMBER’in HAYATI VE DUASI

13 Yorum

HZ. YUNUS’un SAMİMİ DUASI…

BALIĞIN KARNINDAKİ PEYGAMBER

 

Hazret-i Yunus, Allah tarafından Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti. Hazret-i Yunus, halkını bir olan Allah’a iman etmeye ve sadece ona ibadet etmeye çağırıyordu. Ancak halkı, Hazret-i Yunus’a inanmadı ve inkarcılıklarına devam ettiler.

Günler, aylar ve yıllar geçti ve halkından Hazret-i Yunus’a hiç kimse iman etmedi…

Bir gün Hazret-i Yunus, halkına kızarak onlardan uzaklaşmaya, başka bir ülkeye göç etmeye karar verdi. Belki orada Allah’a iman edecek ve ona ibâdet edecek bir halk bulabilirdi…

Hazret-i Yunus, Allah’tan izin almadan halkını bilgisizlik, inançsızlık ve sapıklığın karanlığında bırakarak ülkesinden işte böyle çıktı…

Hazret-i Yunus, kentin limanında uzak bir ülkeye giden bir gemi buldu. Ona yaklaştı ve geminin sahibinden gemiye kendisini de almalarını istedi. İstenilen ücreti ödedi. Geminin hangi ülkeye gideceği Yunus’u ilgilendirmiyordu. Onu ilgilendiren tek şey, Allah’ı inkâr eden bu ülkeden bir an önce uzaklaşmaktı.

Böylece gemi Hazret-i Yunus da içindeyken yolcularıyla denize açıldı. Deniz çok sakindi. Gemi kuğu gibi yüzüp gidiyordu. Fakat Yunus’un içindeki fırtına dinmemişti. Zihnine bir soru takıldı:

- “Acaba Nİnova’yı terk etmekle doğru mu yapmıştı ? Sonuna kadar orada kalması gerekmez miydi? Ninova’dan ayrılacağı zaman Allah’tan izin almalı değil miydi?” İşte o sırada garip bir şey oldu.

Gemi denizin ortasında kala kaldı. Hiç bir ârızası yoktu. Saatlerce uğraştıkları hâlde gemi yerinden kımıldamadı.

O zaman yolculardan biri:

- İçimizde bir suçlu, bir günahkâr var. Bu yüzden gemi hareket etmiyor, dedi.

Bir başkası:

- Belki de bu günahkâr, efendisinden kaçan bir köledir, diye söylendi.

Bu sözü duyan Yunus, büyük bir korkuya kapıldı. “O köle benim” diye düşündü. “Ben Efendimden, Rabbimden kaçıyorum. Onun iznini almadan gidiyorum” diye çırpındı.

- Suçlu ortaya çıksın! dediler.

Fakat kimse ortaya çıkmadı.

- Öyleyse kur’a atalım, dedi bir başkası. Bu teklifi benimsediler. Buna göre, kur’a kime çıkarsa, o suçlu sayılacak, denize atılacaktı.

Büyük bir heyecan sardı gemiyi. Herkes:

- “Ya kur’a bana çıkarsa!” diye düşünüyordu. Eski günahlar birer birer hatıra geliyordu. Derken kur’a başladı ve umulmadık bir şekilde bitti. Kur’a Yunus’a isabet etmişti.

Gemidekiler:

- Bu işte bir yanlışlık var. Bu ihtiyar suçlu olamaz, yeniden kur’a çekelim, suçlu  kim imiş görelim, dediler. Bir daha kur’a çektiler. Kur’a yine Yunus’a isabet etti. Bu sonucu bir türlü kabul edemediler. Üçüncü kurayı çektiler. Yine Yunus’a çıktığını hayretle gördüler. Bu sırada hava kararmış, deniz bozmuştu. Bir fırtına çıkmak üzereydi. Böyle korkunç bir havada Yunus’u denize atmak istemediler.

- Atın! dedi Yunus. Beni denize atın ki, cezamı çekeyim.

Rabbim izin vermeden görevimi terk ettim. Ben bir suçluyum. Benden kurtulun ki, kurtulasınız, dedi.

Yunus peygamberi kollarından tuttular, fırlatıp denize attılar. Hava zifiri karanlıktı. Denizin suları buz gibi soğuktu. Geminin etrafında dolaşan kocaman bir balık, Yunus’u bir nefeste yuttu. Sonra derin sulara dalıp yuvasının yolunu tuttu. İşte o sırada Allah Teâlâ, Yunus’un tövbesini kabul etti.

 

 

 

- Yunus’a zarar verme! diye balığa emretti. Karanlık denizlerin dibinde karanlık bir odadaydı Yunus.

Rabbine karşı çok mahcuptu. Durmadan O’na yalvarıyor, dua ediyor, O’ndan kendini bağışlamasını diliyordu.

Allah Teâla Yunus’u bağışladı; çünkü Yunus peygamber hatasını anlamış ve yaptığına pişman olmuştu.

O zaman balığa:

- Yunus’u sahile bırak! diye emretti. Yunus sahile çıktığı zaman yeni doğmuş bir çocuk gibi güçsüzdü. Yürüyecek dermanı yoktu. Hava da sıcak mı sıcaktı.

Bir kulunu korumak isteyince  Allah neler yapmazdı…

Kocaman yaprakları olan bir bitki, dal kol atıp büyümeye başladı. Bu bildiğimiz kabaktı. İri yapraklarıyla kabak, Yunus’u sıcaktan ve sineklerden korudu.

Hava serinlemeye başlayınca, memeleri süt dolu bir keçi geliyor, Yunus’u emzirdikten sonra gidiyordu.

Günler geçtikçe Yunus güçleniyor, sağlığına kavuşuyordu.

Kendini iyi hissettiği bir gün yola çıkmaya karar verdi. Ninova’ya doğru günlerce yürüdü. Şehre yaklaştığı sırada bir hemşerisi onu tanıdı. Hemen ayaklarına kapandı:

-           Aylardır seni arıyoruz. Nerelerdeydin, ey sevgili peygamberimiz? diye Yunus’a sarıldı. Sonra da var gücüyle koşarak, Ninovalılara Yunus’un geldiğini haber verdi..

Başta kral olmak üzere bütün Ninova halkı yollara düştü.

Yunus peygamberin ellerine sarıldılar:

- Biz senin kıymetini bilememiştik. Seni çok üzmüştük. Bizi bağışla, dediler.

Yunus, sevinç gözyaşları dökerek onlara baktı:

- Yüce Rabbim bizlere yeniden hayat verdi. Doğru yolu gösterdi. O yolda yürüyelim. Rızasına erelim, dedi

YUNUS PEYGAMBER…  okuyunuz.

Kalem Suresin’de anlatılan Yunus’un Hikayesi; bütün ümidlerin kesildiği, karanlığın hakim olduğu, yolların tıkandığı bir zamanda Allah’ın kudretini insanlığa göstermek için verilmiş güzel bir örnektir.Yüce Allah Yunus Peygamber’i Ninova isimli kente göndermişti. Bu şehrin insanları Yunus Peygamber’in davetini kabul etmediler. Yunus Peygamber bu kabul etmeyişi karşısında onlara kızarak şehirden ayrıldı. Şehirden ayrılmadan önce onları Allah’ın azabı ile korkutup Peygamberlik mucizelerinden bazılarını göstermişti. Ninova halkı Yunus Peygamber gidince yaptıkları hatayı anladılar. Allah’ın azabından kurtulmak için Yüce Allah’a yalvardılar. Böylece Allah onları affetti. Bu konuda Allah şöyle buyurdu: -Keşke azabı gördükten sonra inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı. Yalnız Yunus’un milleti azap kendilerine gelmeden önce imana gelince dünyada rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık. Yunus Peygamber Allah’tan bir izin almadan şehirden uzaklaşmıştı. Gidip bir gemiye binmişti. Fakat Allah’ın hikmeti gereği gemi batma tehlikesi geçirdi. Gemidekiler, içimizde tanımadığımız birisi var onun yüzünden gemimiz batıyor deyip bu yabancıyı tayin etmek için kura çektiler. Yine Allah’ın takdiri gereği kur’a Yunus Peygamber’e çıkmıştı. Fakat onu denize atmak istemiyorlardı. Yine kur’a çektiler, yine Yunus çıkmıştı. Bir daha çektiler, yine Yunus.. Hep O çıkıyordu. Bunun üzerine Yunus Peygamber kalktı, elbisesini çıkarıp denize atlatıverdi. Yüce Allah, onun üzerine bir balık gönderdi. Bu balık Yunus Peygamberi yutuverdi. Allah, balığa Yunus’un vucuduna birşey olmaması için emretmişti. Yunus Peygamber balığın karnındaydı. Tam bir karanlıktı. Kurtuluş çok uzaktaydı. Allah’ın belirlediği süre kadar orada karanlıklar içinde kaldı. Sonra Allah karanlıkları dağıtan rahmet müjdesini indirdi. Yüce Allah bunu bize şöyle anlatıyor: “Balık sahibi Yunus’u hatırla. Hani o, dinini kabul etmeyen millete öfkelenerek gitmişti de kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. derken yutulduğu nalığın karnında karanlıklar içinde Rabbim, senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. gerçekten ben sana haksızlık edenlerden oldum, diye dua etmişti. Biz de duasını kabul ettik. Kendisini kederlerden kurtardık. İşte biz müslümanları böyle kurtarırız.” Böylece Yunus Peygamber tövbe ile kurtuluşa ermiş, karanlıklardan yeniden ilahi aydınlığa kavuşmuştu.”

Hz. YÛNUS (a.s)Adı Kur’ân’da geçen peygamberlerden biri.

Soyu, Bünyamin vasıtasıyla Ya’kûb (a.s)’a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)’a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre, İsa (a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi, Yûnus (a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. (İbn Sa’d, Tabakatü’l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55). Buhârî’nin verdiği bilgiye göre ise, bu görüş yanlıştır. Aslında Matta, Yûnus (a.s)’ın annesinin değil, babasının adıdır. Yani Yûnus (a.s), Yûnûs b. Matta diye anılınca, babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152).

Yûnus (a.s)’ın Ya’kub (a.s)’ın torunlarından olduğu, Kur’ân’da şöyle haber veriliştir:

“Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim’e, İsmail’e, İshâk’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Harûn’a, Süleyman’a da vahyetmiş ve Davud’a da Zebûr’u vermiştik” (en-Nisâ, 4/163).

Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (a.s), Eyyûb (a.s), Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)’da Yunus (a.s) ile aynı soydan, Yakub (a.s)’ın torunlarındandırlar.

Yûnus (a.s)’ın nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği, Kur’ân’da şöyle geçmektedir:

“Ve onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik” (es-Saffat, 37/147).

O’nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir. Ninova şehri, Dicle nehrinin kıyısında, şimdiki Musul’un yerinde bulunmaktaydı. Bu beldenin insanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler. Yûnus (a.s) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara, küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini, Yüce Allah’ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire, t.y., V, 126; et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, II, 42).

Yûnus (a.s)’ın adı, Kur’ân’ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber, Kur’ân’daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir. Kur’an’ın onuncu sûresinin adı, Yûnus sûresidir.

Yûnus (a.s) milletini otuz üç yıl Allah’a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kişi ona imân etti (İbn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152).

Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus (a.s)’ın zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:

“Zünnûn (Yûnus)’a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde; “Senden başka hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye niyaz etti.” (el-Enbiyâ, 21/87).

Bu âyette Yûnus (a.s)’dan Zünnûn diye bahsedilmiştir. Zünnûn, balık sahibi demektir. Kur’ân’ın başka bir yerinde de, Yûnus (a.s) bu lakabla anılmıştır:

“Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti” (el-Kalem, 68/48).

Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus (a.s)’ın sabretmemesine, Allah’ın emri olmadan milletini terketmeye kalkışmasına işâret edilmiştir. Onun bu hali üzerine, Yüce Allah şöyle buyurmuştu:

“O halde, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret” (el-Ahkâf, 46/35).

Allah’ın müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)’ın ayrılmaya kalkışması, iyi netice vermemişti. Ninova’dan ayrılmak için bir gemiye binmişti. Geminin batmaya yüz tutması üzerine, hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti. Kimin suya atılacağını tesbit için kur’a çekildi ve kur’a Yûnus (a.s)’a isâbet etti. Bu durum kur’ân’da şöyle haber verilmiştir:

“Gemide onlarla karşılıklı Kur’a çektiler de yenilenlerden oldu” (es-Saffat, 37/141).

İşin daha acısı, Yûnus (a.s) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu. Yüce Allah Kur’ân’da onun bu durumunu şöyle haber vermiştir:

“Yûnus, (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) kendisi kötülüklerken, onu bir balık yuttu” (es-Saffat, 37/142).

Burada Yûnus (a.s) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı. Balığın karnındaki karanlıklarda:

“Senden başka ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın, yücesin. Ben zalimlerden oldum!” (el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah’a yalvarmaya başladı. Bu şekilde imân ve inançla Allah’a sığınması neticesinde, Yüce Allah onu affetmişti (el-Maverdî, en-Nuketu ve’l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465 vd). Yûnus (a.s)’ın duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandığı, Kur’ân’da şöyle dile getirilmiştir:

“Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, insanları böyle kurtarırız” (el-Enbiyâ, 21/88).

“Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı” (es-Saffat, 37/143, 144).

Gücü her şeye yeten Yüce Allah, balığın karnındaki Yûnus (a.s)’ı öldürmedi. Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı. Onun kurtuluş ve daha sonraki hafi, Kur’ân’da şöyle haber verilmiştir:

“(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde ağaçsız, boş bir yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik” (es-Saffat, 37/145, 146).

Yûnus (a.s)’ın Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması, Kur’ân’ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:

“Sen Rabb’inin hükmüne sabret, balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah’a) seslenmişti. Eğer Rabb’inden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı. Fakat (böyle olmadı), Rabb’i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı” (el-Kalem, 68/8, 49, 50).

Yûnus (a.s)’ı bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah’a imân edip tevhid’e sarıldılar. Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:

“İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik” (es-Saffat, 37/148).

Yûnus (a.s)’ın milletinin bu şekilde tevbe etmeleri, küfürden dönüp Allah’a inanmaları, Allah tarafından övülmüş, methedilmiştir:

“Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! (Azabı gördükten sonra inanmak, hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır). Yalnız Yûnus’un kavmi, (azab henüz inmeden önce) inanınca, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık” (Yûnus, 10/98).

Yûnus (a.s)’ın faziletli bir insan olduğu, Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:

“İsmâil, el-Yesa’, Yunus ve Lut’a da (yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler” (el-En’âm, 6/86).

Hz. Muhammed (s.a.v) de onu şöyle övmüştür:

“Her kim ben Yûnus b. Mattâ’dan hayırlıyım derse, yalan söylemiştir” (Buhârî, Tefsiru süre 6, 4).

Yûnus (a.s) da, diğer peygamberler gibi, insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah’a imân etmeye davet etmiştir. İnanan insanlar için, onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır.

KISSA’yı BİRDE MANZUM OLARAK OKUYUN…

Balığın Karnındaki Peygamber

Dicle nehrinin kıyısında

Çok güzel bir şehir vardı.

Bu şehre Ninova derlerdi.

İnsanları bu güzelliği vereni

Yani yüce Allah’ı unutmuş

Taştan putlara tapıyorlar ve

Onların adına kurban kesiyorlardı.

Böylece Rableri olan yüce Allah’a

Nankörlük ve isyanda bulunuyorlardı.

Ninova şehrinin karanlığını dağıtmak için

Yüce Allah bir peygamber gönderdi.

Yunus peygamberin nuru bir güneş gibi

Şehrin üstüne doğarak orayı aydınlattı.

Rahmeti bir rüzgar gibi esti.

Halkın cehalet kirlerini temizlemek için.

Ey insanlar dedi yüksek sesle

Sizin Rabbiniz tek olan Allah’tır.

Yalnız O’na secde edin ve önünde eğilin.

Başka yardımcınız olmayacaktır.

Sizi yaratan ve size can veren O’dur.

Sizi bu nehirle bereketlendiren yine O’dur.

Putların size hiç faydası yok anlayın!

Ben size gönderilmiş bir elçiyim.

Sözümü dinleyin ve bana itaat edin.

Halk bu sözlere bir anlam veremedi.

Ne demek istiyor bu adam diye

Şaşkın şaşkın yüzüne baktılar.

Sonra da ona karşı sert davrandılar.

Ey Yunus biz putlarımızı terk etmeyiz

Bizim tanrılarımız bize yeter, dediler.

Yunus bu sözlere çok kızdı.

Allah’tan bir emir gelmeden terk etti.

İsyancıların ve nankörlerin şehrini.

Allah’ın kendisini başka bir topluma

Anlayışlı bir halka göndereceğini düşündü.

Bu masum düşünceyle ayrıldı.

Nehrin kenarında yürümeye başladı.

Ağaçlar rüzgarda dans edercesine

Yapraklarını müzik ritminde sallıyorlardı.

Kuşlar ahenkle ötüşüyorlardı.

Belki de Yunus’a sesleniyorlardı;

Terk etme Rabbinden izinsiz şehri

Ama çok kızmıştı Yunus peygamber.

Öfkeli bir şekilde önüne çıkan bir gemiyle

Terk etmeye hazırlandı asiler şehrini.

Gemi dalgaların arasında süzülüyordu.

Ama birden büyük bir fırtına çıkıverdi.

Gemi batmakla karşı karşıya kaldı.

Gemideki fazla yükler atıldı denize.

Ama yetmedi eşyaların atılması.

Aralarında bir tartışma çıktı.

Ne yapacaklarına karar vermek zordu.

Eşyaları atmak kolaydı.

Ama insanları denize atmak kolay mı?

Hiç kimse razı olmuyordu denize atılmaya.

Sonunda hepsi söz verdiler.

Aldıkları bu karara uymaya.

İnsanlar arasında  kura çekilecek

Kimin denize atılacağı belirlenecekti.

Kura çıka çıka kime çıktı biliyor musunuz?

Allah’tan izinsiz şehri terk eden

Allah’ın şerefli elçisi Yunus’a

Onu tutup şiddetli dalgalarla

Öfkeyle coşan denize atıverdiler.

Yunus ne olduğunu anlamadan

Kendisini denizin dalgalı kollarında buldu.

Balıklar geçiyordu gözlerinin önünden

Kendisi ise dibe doğru iniyordu.

Ne yapacağını bilmiyordu.

Kurtulması imkansız gibiydi.

Çünkü hem denizin ortasındaydılar

Hem de büyük dalgalar sarmıştı.

Ama bununla da kalmadı sıkıntısı

Birden bire büyük bir balık geldi.

Yunus peygamber çekindi balıktan.

Ama yapacağı bir şey de yoktu.

Kaçması mümkün değildi.

Balık geldi etrafında dolaştı durdu.

Sonunda dibe doğru sürüklenen

Denize  düşmüş  Yunus’u yuttu.

Şimdi sadece denizin dibinde değildi.

Aynı zamanda bir balığın karnındaydı.

Burada Rabbini düşündü.

Ne yaptığını, hatasının ne olduğunu anladı.

Allah yüceliğiyle onu balığın karnında

Bir müddet daha yaşattı.

Bu süre içinde Yunus peygamber

Yaptığı hatasından tövbe etti.

Sen’den başka İlah yoktur Rabbim

Sen bağışlamazsan zalimlerden olurum.

Senin affına ve rahmetine sığınırım

Senden başka ilah yok beni bağışla

Bu şekilde yaptığı hatasını anladı

Rabbimiz Allah da onun yalvarmasına

Rahmetiyle cevap verdi.

Balığın karnında bir müddet kalan Yunus

Allah’ın rahmetiyle sahile atıldı.

Bu sırada Yunus ayrıldıktan sonra

Ninova halkı Yunus’un sözlerini

Tekrar tekrar düşünmüşlerdi.

Onun haklı olduğunu anlamış

Ve onu aramaya çıkmışlardı.

İşte böyle bir güzellik sunulmuştu

Hatasını anlayan Yunus peygambere.

Güneş ışıl ışıl aydınlatmıştı.

Karanlıklar kovulmuş nur dolmuştu.

Rahmet rüzgarları Ninova’da eserek

Şeytanları sürgün etmişti.

İlk defa bir peygamberin halkı

İnkardan dönerek iman etmiş

Helak olmaktan kurtulmuştu.

Kur’an-da anlatılan ilk peygamber kıssası

Yunus peygamberin hayat hikayesidir.

Bu şekilde Rabbimiz Allah, peygamberine

Bir hatırlatma ve uyarı da bulunmuştu.

Sakın balık sahibi Yunus gibi olma!

Emrimiz gelmeden tebliğimizi terk etme.

Bu uyarı hepimize yapılmıştır.

Allah’a ibadetten sıkıntı duymak

Ve O’ndan uzaklaşmak doğru değildir.

Kim O’nun rızası için sabreder

Ve azimle emirlerine sarılırsa

Allah onu nimetleriyle donatırdı.

Hem de hiç farkında olmadığımız yerden.

Selam Allah’a itaatte sabırlı olan

Tüm kulların üzerine olsun.

YUNUS BALIĞI

(Hakkında Kısa Bilgi)

Yunuslar tıpkı balinalar, foklar, morslar, deniz aslanları gibi birer deniz memelisi. Zaten balinalarla da yakın akrabalar ve bu yakın akrabalarıyla birlikte memelilerin Cetacea (Balinalar + Yunuslar) takımında yer alıyorlar. Bu takıma ait olan ve gerçek yunuslar olarak bilinen Delphinidae familyasına ait birçok yunus türü var. Ama hemen tüm denizlerde yaşayan ve Türkiye denizlerinde de en yaygın olan tür, Delphinus delphis. Bu türe “Tırtak” adı da veriliyor.Yunuslar deniz memelisi oldukları için karasal memelilerden pek çok farklılıklar gösteriyorlar. Örneğin üyeleri çok farklılaşmış. Ön üyelerinde üst ve ön kol körelmiş. Yani göğüslerindeki yüzgeçleri, aslında yunusların elleri ve bu yüzgeçlerdeki 5 ışın da parmakları. Arka üyeleriyse kalça kemeri dışında tümüyle körelmiş.Derileri diğer pek çok memeliden farklı olarak kılsız ve pürüzsüz. Bunun yerine ısı yalıtımını sağlamak için derilerinin altında kalın bir yağ tabakası görülüyor

VE BİR MAKALE….

2012 Yılı Düya’nın Kaderi

Son yıllarda herkesin dilinde olan, Maya takviminin 2012 yılında bitmesi, sanki dünyanın sonuymuş gibi algılanmaya başlaması, haklı olarak birçok insanın şimdiden korkuya kapılmasına neden olmaktadır. Hemen söylemek gerekirki, aslında o kadar korkulacak bir durum yok ortada. En azından şimdilik ve önümüzdeki uzun yüzyıllar  boyunca. Birçok tarihi olay ve kutsal metinler, yüce Allahın insanlardan kolay kolay vazgeçmeyeceğini  gözler önüne sermektedir. Ünlü Hint düşünürü Togor’un dediği gibi. Doğan her çocuk, Allahın insanlardan ümidini kesmediğinin belirtisidir. Yunus Peygamberin  hikayesi bize bunu ispatlamaktadır. veya, Muhiddin Arabi hazretlerinin söylemi ile, kıyamet günü, en son doğan çocuk 40 yaşında olacaktır. Allahın adaleti bu sözlerin garantisidir.

Çünkü herkese eşit şans tanıyacaktır. Yüce Allah, kıyamet günü herkese eşit şans tanıdığını buyurur, bu yüce adaletinin gereğidir. Durum böyle olunca, 5 yaşında bir çocuk ile 60 yaşında bir yetişkinin aynı şansa sahip olduğunu düşünemeyiz, o çocuğun bir yetişkin olarak, özgür iradesiyle karar verebilecek bir yaşa gelmesini bekleyecektir. O gün, Hepinize eşit şans tanıdım, diyecektir. çünkü, Bu yüce adaletinin gereğidir. Yunus peygamberin hikayesi bize bu konuda bir mesaj veriyor. Yüce Allah, azgınlıkta çok ileri giden bir şehir halkını uyarması için, Yunus peygamberi görevlendirir. Yunus peygamber ise, şehir halkı tarafından öldürüleceği korkusu ile, O diyardan kaçmak için, bir gemiye biner ve başka bir ülkeye doğru yola çıkar. Fakat denizde olağandışı bir fırtına çıkınca, kaptan, bu fırtınanın normal olmadığını gemide bir günahkarın olduğunu ve o günahkar yüzünden herkesin öleceğini söyleğince, Yunus peygamber, o kişinin kendisi olduğunu söyler .

Bunun üzerine Yunus peygamberi denize atarlar, ve fırtına diner. Denize atılan Yunus peygamberi, bir balık ağzında taşıyarak bir çöl kenarında sahile bırakır. Yakıcı güneş altında sıcaktan bunalmış olan Yunus peygamber, bir sarmaşık bulunca, gölgesinde serinlemeye başlar. Fakat ertesi gün, sarmaşık kuruyunca, Yunus peygamber çok üzülür ve kara kara düşünmeye başlar. O sırada Allahtan Yunus peygambere bir nida gelir.  Sen, hiçbir çaba sarfetmeden, hazır bulduğun bir sarmaşık için bu kadar üzülüyorsun. Ben ise, sevgi ve sabır ile büyüttüğüm koca bir şehrin yok olmasına razı olurmuyum sanıyorsun. Git ve onları uyar, işledikleri tüm günahlara rağmen, onlara bir şans daha veriyorum. Çünkü bir şehrin yok olmasına gönlüm razı olmaz.

Bu hikayeden çıkaracağımız anlam, çok büyük günahlara rağmen, bir şehrin yok olmasına razı olmayan yüce Allah, koca bir dünyanın yok olmasına kolay kolay razı olmayacaktır. Ve doğan tüm çocuklar, eşit hale gelip, kendi özgür iradeleriyle kararlarını bir yetişkin olarak vermedikçe, Allah, insanların ve dünyanın yok olmasına razı olmayacaktır. İşin bilimsel yönüne gelince, Maya takvimi, 2012 yılı ve 3600 yıllık turunu tamamlamak üzere olan Marduk gezegeni ve bırakacağı etkiler, bu etkiler, bazı doğal afetler olacaktır ve asla kıyamet olarak algılanmaması gerekmektedir. Bu konuyu,  Kaderin şifresi adlı kitabımda uzun bir şekilde ele almıştım. İşin bilimsel yönünü ve neden korkulmaması gerektiğini, dünyanın sonu olmadığının ayrıntılı izahını, sizleri daha fazla sıkmadan, haftaya  bırakalım diyor, esenlikler diliyorum.

Celalettin İpekbayrak

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 31 takipçiye katılın