Namaz Kılmayı Öğrenmek İstiyorum

İkrime FIRAT

Öncelikle namaz kılmayı öğrenmek için bir strateji belirlemek gerekiyor. Çünkü kişi, namaz kılmayı öğrenirken bir çok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Hangi bilgiyi önce öğrenecek? Hangisini sonra öğrenecek?

Öğrenilen şeyler kısa süre sonra unutulacak ve tekrarı olmayan bilgiler nasıl zihinde kalacak? En önemlisi de bilgi her alanda karşımıza çıkmasına karşın, o bilgiden faydalanarak bir eylem oluşturmanın zorluğudur. Bu zorlukların üstesinden gelmek için bizim elimizde olan şey: iyi bir yöntemle ve sizin gayretinizdir. Bu ikisi birlikte olursa Allah’ın izniyle başarılı olursunuz.

Öğrenilecek şeyler bir sıraya konur ve aşama aşama öğrenilirse daha verimli bir öğrenme gerçekleşecektir.

1. Boy Abdesti Almayı Öğrenin: Boy abdesti ya da guslü açıklarken bir benzetmeden yararlanabiliriz. İnsanın sokakta dolaşırken bir elbiseye ihtiyacı vardır. O elbise olmadan sokakta dolaşması ahlaki olarak mümkün değildir. İnsan yerken, içerken, çalışırken hasılı her yaşam faaliyetini yaparken elbisesiz düşünülemez. Soğuktan koruyan, güzel gösteren, ayıp yerleri örten hep elbisedir. Hayatımızın devam ettiği her ortamda kişinin elbisesiz olması mümkün değildir.

İşte bu noktadan hareketle “Gusül” manevi olarak günlük giydiğimiz elbise gibidir. O olmadan hayatımızda dini bir vecibeyi yerine getirmemiz söz konusu olamaz. Bu ameliye; mümkün olan dini ibadetleri yapabilmek için temel şarttır. Bundan sonra diğerleri gelir. Boy abdesti olmadan kişi dini ibadetlerini yerine getiremez. İslam’da boy Abdesti (Gusül) olmadan durabilme sınırı iki namaz vakti arasındaki zamandır. Daha fazla vakit geçerse kişi günaha girer. Müslümanın boy abdesti bozulduğunda, ilk fırsatta gusletmelidir.

Namaz kılmayı öğrenmek için öğrenilmesi gereken ilk şey boy abdestidir. Boy abdesti olmadan abdest alınamaz ve buna bağlı olarak ta namaz kılınamaz.

Boy Abdestini (Gusül) Öğrenmek İstiyorum

Gusül (Boy Abdesti)

Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir.

Guslü Gerektiren Haller:

a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.

b. Hayız ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden aynlıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed’e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf’a göre gusül gerekmez.

Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.

Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Bunlardan yalnız biri buluğ çağına ermiş ise sadece ona gusül gerekir, diğerine gerekmez. Ancak buluğ çağına yaklaşmış bir devrede ise, yıkanmadan namaz kılmasına izin verilmez. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.

Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf’a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed’e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.

Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.

Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.

İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.

Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed’e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.

İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.

Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese, her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.

Şehvet olmayıp da döğülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez.
(İmam Şafî’ye göre bu hallerde de gusül gerekir.)

Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.

Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek sureti ile yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekaret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.

Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.

Gusül Nasıl Yapılır:

Gusletmek isteyen bir kimse önce besmele okur ve : “Niyet ettim Allah rızası için gusletmeye” diye niyet eder. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini temizler. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.

Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış oluruz.

Guslün Farzları:

1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.

2. Burna su çekip yıkamak.

3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Guslün sünnetleri:

1. Gusle niyet etmek.

2. Besmele ile başlamak.

3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.

4. Avret yerini yıkamak

5. Gusülden evvel abdest almak.

6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.

Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Ömer Nasuhi Bilmen

Gusül yerine teyemmüm abdesti almak
Gusletmesi gereken bir kimse, gusledecek kadar su bulamıyorsa, misafirlik veya soğuktan hasta olma tehlikesinden dolayı gusletme imkanı yoksa, su buluncaya veya gusl için imkan elde edinceye kadar toprak veya toprak cinsinden bir şeyle teyemmüm yapar Amr İbnü’l-As bir yolculuğu sırasında ihtilam olduğu halde gusletme imkanı bulamamış, teyemmümle ibadetini yapmış ve olup biteni anlattıklarında Peygamber Efendimiz(SAV) itiraz etmeyip tasvib etmişlerdir

Abdest ve gusül için farklı bir teyemmüm yoktur Her ikisi için de aynı şekilde yapılır

Sünnete uygun bir teyemmüm, aşağıdaki şekilde yapılır:

1) Teyemmüme başlarken Besmele getirip namaz için tahareti niyet etmelidir
(Hanbelîlere göre, Besmeleyi okumak vacibdir, bunu yapmayınca teyemmüm olmaz)

2) Parmaklar açık olduğu halde iki eli toprağa vurduktan sonra ileri sürüp geri çekmelidir

3) Elleri kaldırınca, eğer fazla tozlanmışlarsa onları yan yana getirip birbirine hafifçe vurmalı Bu şekilde ellerdeki tozlar silkildikten sonra, bu ellerle bütün yüzü meshetmelidir

4) İlk vuruşta yapıldığı gibi elleri yine temiz toprağa tekrar vurduktan sonra silkmeli ve sol elin baş parmağını ayırarak diğer parmakların iç tarafları ile sağ elin parmak uclarından başlayarak kolun dış tarafını dirseklere kadar çekip meshetmeli Sonra yine sağ elin iç tarafına dönerek sol elin baş parmağı ile serçe parmağını halka ederek baş parmakla beraber elin ayası ile dirsekten bileğe kadar elin iç tarafını meshetmeli Baş parmağı daha ileriye yürüterek sağ elin baş parmağının üstünü de meshetmelidir

5) Sol ele sağ elin meshedilişi gibi, aynen sağ elle de sol eli meshetmelidir

6) Açıklandığı şekilde teyemmümde sıra gözetilerek önce yüzü, sonra kolları meshetmeli ve bu işlemde kesinti yapmamalıdır

Yapılan bu teyemmümle her türlü ibadet yapılabilir Bir abdestle birçok farz ve nafile namaz kılınabileceğı gibi bir teyemmümle de kılınabilir

2. Abdest Almayı Öğrenin: Yukarıdaki örnekten devam edersek abdest; günlük giyilen elbiseden hariç önemli bir toplantı, parti, misafirlik gibi çok özel yerlere gidilirken giyilen özel elbisedir. Bu özel davetin sahibinin alemlerin rabbi olan Allah (c.c.) olduğunu hatırlanırsa elbisenin önemi daha iyi anlaşılır.

Gusülden sonra namaz kılabilmek için gerekli olan şey abdesttir. Abdest olmadan namaz kılınamaz. Çünkü abdest namazın dışında ki şartlardan hadesten taharet (görülmeyen pisliklerden temizlenme) kapsamına girmektedir. Namazdan önce gusletmek ve abdest almak farzdır.

Abdest Almayı Öğrenmek İstiyorum

Abdest almaya başlamadan önce

  • “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya” diye niyet ederiz.
  • “Eûzübillahimine şşeytanirracim-Bismillahirrahmanirrahim” dedikten sonra ellerimizi parmak uçlarından başlayarak ve parmaklarımızın arasının da kuru kalmaması için, bir elimizin parmaklarını diğer elin parmaklarına geçirerek ovalarız.
  • Sağ elimize üç defa su alarak ağzımıza veririz. Her su alışta ağzımızı çalkalayarak ağızdaki suyu dökeriz.
  • Tekrar avucumuza su alarak üç defa burnumuza veririz. Sol el ile de sümkürür temizleriz.
  • Sonra iki avucumuza su alarak saç bitiminden çene altına kadar yüzümüzü üç defa yıkarız.
  • Önce sağ kolu dirsekle beraber üçer defa yıkarız.
  • Sonra sol kolu dirsekle beraber üçer defa yıkarız.
  • Sağ elimizle başımızın dörtte birini mesh ederiz. Yani sağ elimizi ıslatıp başın dörtte birini sıvazlayarak ıslatırız.
  • Her iki eli de ıslatıp serçe parmaklarımızla kulaklarımızın içini mesh ederiz. Kulakların arka kısmını ise baş parmaklarımızla mesh ederiz
  • Sonra baş ve serçe parmaklarımızı kullanmadan işaret, orta ve yüzük parmaklarımızın dışı ile boynumuzu da mesh ederiz.
  • Ayaklara gelince, parmaklardan başlayarak önce sağ sonra sol ayağımızı topuk kemiği ile beraber üçer kez yıkarız.

Ayaklarımızı yıkarken parmak aralarımızın iyice yıkanmasına dikkat etmemiz gerekir.

Abdestin Farzları:

1. Elleri dirseklere kadar kollarla birlikte yıkamak.

2. Yüzü yıkamak.

3. Başın dörtte birini meshetmek.

4. Topuklarıyla birlikte ayakları yıkamak.

Abdestin Sünnetleri:

1. Abdest almaya niyet etmek

2. Abdeste eûzü besmele ile başlamak.

3. Abdeste başlamadan önce elleri bileklere kadar yıkamak

4. Dişleri misvak veya fırça ile, yoksa parmaklar ile temizlemek.

5. Abdest organlarını peş peşe ara vermeden yıkamak.

6. Yıkanan organları ovmak.

7. Ağza üç kere su almak.

8. Oruçlu olmadığı zamanlarda gargara yapmak.

9. Burna üç kere su vermek ve sol elle sümkürmek.

10. Yıkanan her organı üç kere yıkamak.

11. Abdestte çift organları yıkamaya sağ organdan başlamak.

12. Eller ve ayaklarda yıkamaya parmak uçlarından başlamak.

13. Sakalı olanların sakalını hilallemesi.

14. Parmaktaki yüzüğü oynatarak suyun altına ulaşmasını temin etmek.

15. Kulakları meshetmek.

16. Boynu meshetmek.

17. Başın tamamını meshetmek.

18. Parmakların arasını hilallemek.

3. Namaz Dua ve Surelerini Ezberleyin:

Bu aşamada Namaz Sureleri

AYET-EL KÜRSİ

Okunuşu: Allahülailahe illa hüvel hayyül kayyum, late’huzühu sinetün vela nevmün, lehu mafissemavati ve mafil ardı, men zelleziy yeşfe-u ındehu illa biiznih yalemü mabeyne eydiyhim vema halfehüm vela yühıtune bişey’in min ılmihı illa bimaşae, vesia kürsiyyühüssemavati vel’arda vela yeudühu hıfzuhüma vehüvel aliyyül azim.

Anlamı: O’ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O’nundur. İzni olmaksızın O’nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O’nun ilminden, O’nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O’nu (Cenab-ı Ecelli Ala’yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.

Fatiha Sûresi

Okunuşu: Elhamdü lillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în, İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en’amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.

Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü’nün sahibi olan Allah’a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.

Fil Sûresi

Okunuşu: Elem tera keyfe fe’ale rabbüke biashâbilfîl. Elem yec’al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece’alehüm ke’asfin me’kûl.

Anlamı: (Ey Muhammed! Kâbe’yi yıkmaya gelen) Fil sahiblerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.

Kurayş Sûresi

Okunuşu: Li’î lâfi Kurayş’in. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya’büdû rabbe hâzelbeyt. Ellezî et’amehüm min cû’in ve âmenehüm min havf.

Anlamı: Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe’nin Rabbine kulluk etsinler.

Mâun Sûresi

Okunuşu: Era’eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu’ulyetîm. Ve lâ yehüddü alâ ta’âmilmiskîn. Feveylün lilmüsallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. Ellezîne hüm yürâûne. Ve yemne’ûnelmâ’ûn.

Anlamı: (Ey Muhammed!) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler.

Kevser Sûresi

Okunuşu: İnnâ a’taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel’ebter.

Anlamı: (Ey Muhammed!) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.

Kâfirûn Sûresi

Okunuşu: Kul yâ eyyühel kâfirûn. Lâ  a’büdü mâ ta’büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Leküm dînüküm veliye dîn.

Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

Nasr Sûresi

Okunuşu: İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.

Anlamı: (Ey Muhammed!) Allah’ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah’ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O’ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

Tebbet Sûresi

Okunuşu: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ eğnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyeslâ nâren zâte leheb. Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cî dihâ hablün min mesed.

Anlamı: Ebû Leheb’in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

İhlas Sûresi

Okunuşu: Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.

Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.

Felak Sûresi

Okunuşu: Kul e’ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Anlamı : (Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

Nâs Sûresi

Okunuşu: Kul e’ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.

Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.

Namaz Duaları

Sübhaneke

Sübhânekellâhümme ve bi hamdik  ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük  (ve celle senâük*) ve lâ ilâhe ğayrük)
* Ve celle senâük yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.

Allah’ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.

Ettehiyyâtü

OKUNUSU:Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakâtühüh.  Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasülüh.

ANLAMI:Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’a dır. Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve Peygamberidir.

Allâhümme Salli

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.  Kemâ salleyte alâ İbrahime ve  alâ âli İbrahim.  İnneke  hamidün mecîd.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

Allâhümme Barik

Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme  ve  alâ âli İbrahim.  İnneke  hamidün mecîd.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

Rabbenâ âtina

Rabbenâ âtina fid’dünyâ haseneten ve fil’âhirati haseneten ve kınâ  azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn

Allah’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.

Rabbenâğfirlî

Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü’minine yevme yekûmü’l hisâb.

Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü’minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.

Kunut Duaları


Allâhümme innâ nesteînüke ve nestağfirüke ve nestehdik. Ve nü’minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsni aleykel-hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük.

Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.

Allâhümme iyyâke na’büdü ve leke nüsalli ve nescüdü ve ileyke nes’a ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.

Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.

ezberlenmesi gerekir. Mümkünse bunları Kur’an-ı Kerim’den ezberlenmelidir. Çünkü Kur’an alfabesindeki bazı harfler Türk alfabesinde yoktur. Hatta Latin harflerinde de bu harflerin karşılığı yoktur. Bu yüzden Latin harflerinden ezberlense bile; Kur’an Harflerini bilen birinin rehberliğinde pratik yapılmalı ve olası yanlışlar düzeltilmelidir.

Namaz kılmanıza yetecek derecede sure ve duaların sayısını belirleyin ve onları teker teker ezberleyin.

4. Namaz Hareketlerini Kavrayın: Namaz kılabilmek için, namaz hareketlerinin inceliklerini, nasıl yapıldıklarını bilmemiz gerekir. Namaz kılarken bu hareketleri art arda sıralamamız gerekecektir. Bu kombinasyonu sağlamak içinse hareketlerin nasıl yapıldığını ve inceliklerini bilmemiz icap eder.

Namaz Hareketlerini Kavramak İstiyorum.

İftitâh Tekbiri

Erkekler: ellerini parmak araları hafif açık ve kıbleye karşı olarak kulaklarının yumuşak yerine (kulak memesine) değdirilerek “Allahu Ekber” diyerek tekbir alırlar.

Kadınlar: ellerini parmakları araları aralıklı ve kıbleye karşı olarak omuz hizasına kadar (göğüsleri hizasında) kıbleye bakar şekilde tekbir alırlar.

Kıyam

Erkekler: tekbirden sonra sağ ellerini, sol ellerinin üzerine koyup ve sağ ellerinin küçük ve baş parmaklarıyla sol ellerinin bileklerini tutup böylece göbekleri altına koyarlar. Gözler secde yerine bakar.

Kadınlar: sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüslerinin üzerine koyarlar. Gözler secde edilen yere bakar.

Rükû

Erkekler: rükuda, elleriyle, parmak araları açık olduğu halde diz kapaklarını tutup; sırt, bel ve başlarını dümdüz yaparlar. Dizlerini ve dirseklerini dik tutarlar.

Kadınlar: rükuda erkekler kadar eğilmezler ve ellerini, parmak araları kapalı olduğu halde dizlerinin üzerine koyarlar. Ve dizlerini biraz bükük tutarlar.

Secde

Erkekler: secdede kollarını yere yapıştırmazlar. Uyluklarını karınlarından uzak tutarlar.

Kadınlar: secde esnasında kollarını yere dokundururlar.

Oturuş

Erkekler: secdeden sonra oturmak üzere doğrulurlar, sağ ayaklarını yere dikerler, sol ayaklarını da kıvırarak üzerine dik vaziyette otururlar.

Kadınlar: ayaklarını sağa doğru çevirerek otururlar.

Selam

Erkekler: selam verirken gözler omuzlara bakar. Önce sağa sonra sola bakarak selam verilir.

Kadınlar: selam verirken gözler omuzlara bakar. Önce sağa sonra sola bakarak selam verilir.

5. Namaz İçin Temel Bilgileri Öğrenin: Namaz kılmak için temel bilgilerin öğrenilmesi gerekir. Bunlar;

Namazın Farzları,

Namazın farzları on ikidir. Bunların bir kısmı namazdan önce olup namaza hazırlık niteliğindedir. Bunlara “namazın şartları” denir. Bir kısmı da, namaza durunca yapılır ki bunlara da “namazın rükunları” denir.

Namazın Şartları:

1. Hadesten Taharet: Gözle görülmeyen pisliklerden temizlenmektir. Bu abdest almak, gusletmek, bunların mümkün olmadığı zamanlarda teyemmüm etmekle olur.

2. Necâsetten Taharet: Gözle görülen pisliklerden temizlenmektir. Bu pislikler namaz kılan kimsenin vücudunda, elbisesinde, namaz kılacağı yerde olur.

3. Setrü’l Avret: Örtülmesi gereken yerlerin kapatılması demektir. Erkeklerde diz kapağı ile göbek arası, kadınlarda ise el, yüz ve ayak dışındaki her yerin örtülmesi gerekir. namazın bir rüknünü eda edecek kadar bir zaman içinde örtülmesi gereken bir organın dörtte biri açılırsa namaz bozulur.

4. İstikbâli Kıble: Namaz kılan kimsenin Kâbe yönüne yönelmesidir. Göğsünü kıbleden (yaklaşık 45 derece) çeviren kimsenin namazı bozulur.

5. Vakit: Farz ve Vacip olan her namaz için belli bir vakit vardır. Namazların kendi vakitleri içinde kılınması farzdır. Vaktinden önce namaz kılınamaz. Özürsüz olarak sonra ya bırakmakta günahtır.

6.Niyet: Kılınacak olan namazın zihnen hatırlanmasıdır. İmamın imâmete, cemaatin da imama uymaya niyetlenmesi gerekir.

Namazın Rükunları:

1. İftitah Tekbiri: namaza başlama tekbiridir. Niyetten sonra “Allahu Ekber” deyip eller yukarı kaldırılıp tekbir alınır.

2. Kıyam: Namazda ayakta durmaktır. Gücü yetenler ayakta, yetmeyenler ise gücünün yettiği şekilde namazlarını kılarlar.

3. Kıraat: Namazda Kur’ân okumak demektir. Kıraat kıyamdadır ve en az üç kısa ayet miktarı okunmalıdır.

4. Rükû: Kıraatten sonra eller dizlere erişecek şekilde eğilmekten ibarettir.

5. Sücûd: Rükûdan sonra ayak, diz ve ellerle beraber alnı ve burnu yere koymaktır. Yalnız alnın ve burnun yere değmesi yeterli değildir. Alın yerin sertliğini hissetmelidir. Kalabalık cemaatlerde arka saftakiler ön saftakilerin sırtına secde edebilirler.

6. Kade-i Âhire: Namazın sonunda “et-Tehiyyâtü” duasını okuyacak kadar oturmaktır.

Namazın Sünnetleri,

Sünnetin hükmü: Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez, ancak mekruh olur.

Namazın Başlıca Sünnetleri Şunlardır:

1. Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve ikamet erkekler için sünnettir. (kadınlara mekruhtur.)

2. Namazın iftitah tekbirinde, vitir namazının kunut tekbirinde ve bayram namazlarının zevaid tekbirlerinde elleri kulakların hizasına kaldırmak. (Kadınlar, parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırırlar.)

3. Eller kaldırıldığı sırada parmakları ne bitişik ne de fazla açık tutmak, yani kendi halinde normal açıklıkta bulundurmak, ellerin ve parmakların içi kıbleye karşı gelmek,

4. İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamı geçmemek üzere- imamın iftitah tekbirine yakın olmak,

5. Kıyamda elleri bağlamak. (Erkekler; sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğin; kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.)

(Kadınlar: Sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkekler gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğin! kavramazlar)

6. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,

7. Sübhaneke okumak.

8. “Euzubillahi mineşşeytanirracîm”demek.

9. Her rekatta fatihadan önce “Bismillahirrahmanirahim” demek.

10. Fatihanın sonunda imamın ve ona uyanların “Amin” demesi.

11. “Sübhaneke, Eüzü-Besmele ve Amin”i içinden okumak,

12. Sabah ve öğle namazlarında fatihadan sonra uzunca, ikindi ve yatsı namazlarında kısa, akşam namazında daha kısa süre okumak. Bu, misafir olmayanlar içindir. Yolcu olan veya vakti dar olan kimse dilediği ayet ve süreyi okur.

13. Rükûa varırken “Allahü Ekber” demek.

14. Rükûda dizlerim ellerin parmakları açık olarak tutmak. (Kadınlar parmaklarını açmaz ve dizlerim tutmazlar, sadece ellerini dizleri üzerine koyarlar.)

15. Rükûda dizlerim ve dirseklerim dik tutup bükmemek. (Kadınlar rükûda dizlerim bükük bulundururlar.)

16. Rükûda arkasını dümdüz yapmak. (Kadınlar arkalarım biraz meyilli bulundururlar.)

17. Başını, sırtı ile bir seviyede bulundurup yukarıya kaldırmamak ve aşağıya eğmemek.

18. Rükûda üç kere “Sühhane Rahbiye’l-azîm” demek.

19. Rükûdan kalkarken “SemiAllahu ilmen hamideh’ demek.

20. Rükûdan doğrulunca “Rabbena leke’l-hamd” demek.

21. Secdeye varırken yere; önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra alın ve burnunu koymak

22. Secdeden kalkarken önce başını sonra ellerini daha sonra dizleri üzerine ellerini koyarak dizlerini yerden kaldırmak.

23. Secdelere varırken “Allahü Ekber” demek,

24. Secdelerden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

25. Secdelerde yüzünü iki elleri arasına almak, eller yüzden geri ve uzakta olmayıp yüze yakın ve yüzün hizasında bulunmak, ellerin parmakları birbirine bitişik olduğu halde kıbleye karşı el ayası ile yere yapışık olmak,

26. Secdelerde üçer kere “Sübhane Rabbiye ‘l-ala ” demek-

27. Erkeklerin, secdede karnını uyluklarından, dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutması- (Kadınlar, secdede kollarını yanlarına, karnını uyluklarına yapıştırıp yere doğru alçalırlar.)

28. îki secde arasında oturmak.

29. iki secde arasında, birinci oturuşta (Ka’de-i Gla) ve son oturuşta (Ka’de-i ahîre) elleri uylukları üzerine koymak.

30. Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak ve sağ ayağını dikerek parmaklarım kıbleye karşı getirmek- (Kadınlar, ayaklarını sağ tarafa yatık olarak çıkarıp sol kalçaları üzerine otururlar.)

31. Ettehiyyatü’nün kelime-i şehadetinde sağ elinin şehadet parmağı ile işaret etmek.

işaret; Kelime-i şehadette “La ilahe” derken sağ elin şehadet parmağını kaldırmak, “illellah” derken de indirmek suretiyle olur

32. Ettehiyyatü’yü içinden okumak.

33. Üç ve dört rekatlı farzların üçüncü ve dördüncü rekatlarında fatiha okumak. (ilk iki rekatlarda fatiha okumak ise vaciptir.)

34. Son oturuşta “Ettehiyyatü”den sonra “Allahümme sallı, Allahümme barik” ve bunlardan sonra da dua okumak.

35. Selam verirken başını evvela sağa. sonra sola çevirmek.

36. Selamda “Esselamu aleyküm ve Rahmetullah” demek.

37. İmam her iki tarata selam verirken kendisine uyan cemaatı ve hafeze meleklerini selamlamayı niyet etmek.

38. İmama uyan, selamında cemaati ve imamı niyet etmek.

39. Tek başına kılan; selamında melekleri niyet etmek.

40. İmam sol tarafa selam verirken sesini biraz alçaltmak.

41. İmama uyan kişinin selamı, imamın selamına yakın olmak.

42. İmama sonra dan uyan kimse, yetişemediklerim kılmak için imamın ikinci selamını beklemek.

Namazın Vacipleri,

1. Namaza “Allahu Ekber” sözü ile başlamak,

2. Namazda fatiha süresini okumak,

3. Fatiha süresini farz namazların ilk iki rekatında, vitir ve nafile namazların her rek’atında okumak.

4. Farz namazların ilk İki rekatında, vitir ve nafile namazların her rekatında sure veya ayet okumak (Zamm-ı Sûre),

5. Fatihayı süreden önce okumak,

6. Secdede alın ile beraber burunu da yere koymak,

7. İki secdeyi birbiri ardınca yapmak.

8. Üç ve dört rekat namazların ikinci rekatında ettehiyyatü okuyacak kadar oturmak. Buna “Kade-i ûlâ=birinci oturuş denir.

9 . Birinci ve son oturuşlarda “ettehiyyatü” okumak.

10. Birinci oturuşta Ettehiyyatü’yü okuduktan sonra gecikmeden üçüncü rekata kalkmak.

11. Vitir namazında kunut tekbirini almak ve kunut duasını okumak.

12. Bayram namazlarına mahsus olan fazla tekbirleri almak.

13. Cemaatle kalındığı zaman, sabah, akşam, yatsı, cuma ve bayram namazlarının birinci ve ikinci rekatlarında, teravih namazı ile Ramazanda teravihten sonra kılınan vitir namazının her rekatında imamın fatiha ve sureyi açıktan okuması.

14. Öğle ve ikindi namazlarında bunları içinden okumak

15. İmama uyan kişinin bu namazlarda fatiha ve sure okumayarak susması.

16. Ta’dili erkan: Yani ayakta iken dosdoğru, rükûda dümdüz olmak, (kadınlar biraz meyilli dururlar) rükûdan kalkınca iyice doğrulmak ve iki secde arasında tam oturmak.

17. Namazın sonunda selam vermek.

18. Namazda yanılırsa sehiv secdesi yapmak.

19. Namazda secde ayeti okursa secde etmek.

Namazı Neler Bozar

1. Namazda konuşmak. (Bilerek, bilmeyerek, yanılarak ve uyuklayarak nasıl olursa olsun insan sözü namazı bozar.)

2. İnsan sözüne benzeyen dua. (Ya Rab! beni şöyle giydir, şöyle yedir veya falan kadını bana nasip eyle! gibi.)

3. Namazda iken birine selam vermek veya başkasının verdiği selamı almak. Verilen selamı, el, baş veya parmak işareti ile atmak namazı bozmaz, ancak mekruhtur.

4. Namazda namaza ait olmayan bir iş yapmak. Buna “amel-i kesir” denir ki anlamı, “çok iş” demektir. Namazın bozulmasına sebep olan bu “çok iş” in belirlenmesindeki ölçü şudur

Namaz kılan bir kimse namazla ilgili olmayan bir işle uğraşırken onun namaza durduğunu bilmeyen ve bu halde gören bir insan şüphe etmeden, “Bu adam namazda değildir, çünkü namaz kılan bu kadar işle uğraşmaz” derse, dışardan bakan insanı bu kanaate vardıran işlere, “amel-i kesir=çok iş” denir.

Namaz kılan kimse, namazda olup olmadığında şüphe edilecek bir işle uğraşırsa buna da “amel-i katil” denir ki “az iş” demektir. Bu ise namazı bozmaz, fakat mekruhtur.

Namazda saç ve sakal taramak, vücudun herhangi bir yerini üç kere kaşımak namazı bozar. Bir veya iki kere kaşırsa bozulmaz. Vücudun herhangi bir yerini el kaldırmadan üç defa kaşımak bir defa kaşıma sayılır ve bu kaşıma da namazı bozmaz,

Çocuğu alıp emzirmekle namaz bozulur. Eğer çocuk, namaz kılan kadının memesini emip süt çıkarsa namaz bozulur, bir veya iki defa emmekle süt çıkmazsa namaz bozulmaz. Süt çıkmasa bile iki defadan fazla emmekle de bozulur.

Namazda özürsüz olarak peş peşe ve durmadan üç adım atmak namazı bozar.

Bir kimsenin çarpması veya çekmesi ile namaz kılınan yerden istemeyerek üç adım yürümekle namaz bozulacağı gibi, namaz kılınan yerden çıkarılmakla da namaz bozulur.

Namazda sadece bir defa bir el ile başındaki sarık veya takkeyi alıp yere koymak, yahut bunları yerden alıp basma giymek namazı bozmaz. Namazda sarığı çözülüp bunu tek elle bir veya iki kere düzeltmekle namaz bozulmaz, Namaz kılan, el veya kamçı ile birisine vurursa namazı bozulur.

Namazda bulunan bir erkeği, karısı öpse veya okşasa namazı bozulmaz. Ancak bununla şehvet meydana gelirse bozulur. Namazda olan bir kadına kocası şehvetle dokunsa veya şehvetle olsun, olmasın öpse kadının namazı bozulur. Ancak bakmak veya düşünmekle bozulmaz. Çünkü bunlardan kaçınmak mümkün değildir.

Namaz kılan bir kimseye “ileri git” veya yanında namaz kılacak olana “yer aç” denilse, o da başkasının emrine uyarak bunları yapsa namazı bozulur. Çünkü namazda başkasının emriyle hareket etmiştir. Ancak kendi kendine ileri gitmesi veya safta yer açması ile namaz bozulmaz.

Namazda güneşten rahatsız olan kimse bir veya iki adım yürüyerek gölgeye çekilse namazı bozulmaz. Namazda pantolonunu bağlamak namazı bozar, çözmek ise bozmaz. Namazda olan kimseden bir şey istenip o da, evet veya hayır anlamımda işarette bulunsa namazı bozulmaz.

5. Kıbleden göğsünü çevirmek,

6. Dışardan bir şey yemek,

7. Dişleri arasında kalan -nohut tanesi kadar- şeyi yutmak,

8. Ağızda sakız veya başka bir şey çiğnemek.

Ağza alınan şeker, eridikçe tadı boğaza gitse namaz bozulur. Namazdan önce tatlı bir şey yiyen kimse, namaz kılarken bunun tadım ağzında hissedip yutsa namazı bozulmaz.

9. Namazda bir şey içmek,

10. Özürsüz olarak öksürmek,

Bir özürden dolayı öksürmek namazı bozmaz. Okuyuşuna engel olan balgamı gidermek, sesini düzeltip güzelleştirmek, yanlış okuyan imamın hatasını doğrultmak ve namazda olduğunu bildirmek için öksürmek namazı bozmayan özürlerdir.

11. Bir şeye üflemek,

12. Ah diye inlemek,

13. Ah, oh demek,

14. Ağrıdan veya olmayan ait bir musibetten dolayı sesle ağlamak. (Cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak namazı bozmaz.)

15. Aksırana “Yerhamukellah”, kötü bir habere “Inna lillahi ve İnna ileyhi raciun”., iyi habere “Elhamdü lillah”, hayret edilecek bir habere “Sübhanellah” demek, Allah’ın adını işitince “celle celalühü”, Peygamberimizin adını işitince “Salat ve selam” okumak.

Başka bir namaz kılanın “vele’ddallin” okuduğunu içitip “Amin” deyen kimsenin de namazı bozulur.

16. Birine cevap vermek maksadıyla ayet okumak. (Cevap maksadıyla değil de namazda olduğunu bildirmek için okursa namaz bozulmaz.) Namazda olduğunu bildirmek için yüksek sesle okumak da namazı bozmaz.

17. Teyemmümle namaz kılanın suyu görüp kullanmaya gücü yetmesi,

18. Ayaklara giyilen mestlerin mesh müddetinin namazda sona ermesi,

19. Ayağından az bir uğraşma ile de olsa mestleri çıkarmak,

20. Rükû ve secdeleri ima ile yapmakta olan kimsenin namaz içinde rükû ve secde yapmaya gücü yetmesi,

21. Sabah namazını kılarken güneşin doğması,

(Bayram namazı kılarken zeval vaktinin gelmesi ve cuma kılarken ikindi vaktinin girmesi ile de bu namazlar bozulur.)

22. Özür sahibinin özrünün ortadan kalkması

23. Kasten veya bir başkası tarafından abdestin bozulması,

24. Bayılmak ve çıldırmak,

25. Ergenlik çağında olan bir kız veya kadının, cemaatle kılınan namazda erkeğin yanında veya önünde durması. Buna “muhazatı nisa” denir. Bu durumda erkeğin namazının bozulması için bazı şartların bulunması gerekir. Bunlar:

a) Namaz kılanın mükellef olması. (Çocuğun namazı bozulmaz.)

b) Erkek ve kadının ikisinin de namazda olması.

c) Namazın rükûlu ve secdeli namaz olması (cenaze namazı böyle bir durumda bozulmaz.)

d) Erkek ve kadın, ikisinin de aynı namazı beraber kılması.

e) Her ikisinin de arada perde olmadan bir mekanda bulunması. (Eğer biri bir adam boyu yüksekte, diğeri alçakta olur ve organları birbirinin hizasında bulunmazsa namaz bozulmayacağı gibi ikisi aynı yerde bulunup aralarında bir perde veya bir adam sığacak kadar açıklık olursa yine namaz bozulmaz.)

f) İmam namaza başlarken kadın cemaate de imam olduğuna niyet etmek.

g) Erkek, yanna gelen kadına geride durması için işaret etmiş olmak.

Erkeğin işaret etmesine rağmen kadın Geri Dönde durmamışsa, kadının namazı bozulur, erkeğin namazı bozulmaz.

ğ) Muhazatın (yani; kadının, erkeğin yanında veya önünde durması) bir rükûnde olmak.

Sayılan bu şartların bulunması halinde erkeklerin namazı bozulur.

Eğer kadın, namazda uyduğu imamın hizasında veya önünde durursa imamın namazının bozulması ile kendi namazı da bozulmuş olur.

26. Bir namazı kılarken başka bir namaza geçmek maksadıyla tekbir almak.

Bu durumda ikinci bir namaza başlamış olduğundan, önceden kıldığı namaz bozulmuş olur.

27. Vücudunda örtünmesi gereken yerin bir rükûn (üç teşbih) miktarı açık kalması veya üzerine namaza mani pislik bulaşması. Açılan yer hemen örtülürse namaz bozulmaz.

28. Ezberinde olmayanı namazda mushafa bakarak okumak. Yazılı bir şeye bakıp manasını anlamak namazı bozmaz.

29. İmama uymuş olan kimse bir rükûnda imamla birlikte olmayarak onu geçmek.

(Mesela: imamdan önce rükûa varıp kalktıktan sonra bu rükûnu, imam ile beraber yapmaz veya imamdan sonra iade etmeyerek namaza devam edip imam ile selam verirse namazı bozulmuş olur.)

30. Namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan içindeki secdelerden birini veya tilavet secdesini yapmadığını hatırlayan kimse yapmadığı secdeyi yerine getirdikten sonra “Kade-i ahire”yi iade etmezse namazı bozulmuş olur.

31. Üç ve dört rekatlı farzlardan (mukim olduğu halde) kendini misafir zannederek iki rekatın sonunda selam vermekle namaz bozulacağı gibi öğlenin farzını cuma, yatsının farzını teravih zannederek veya bilmediği için dördü iki rekat zannederek birinci oturuşun sonunda selam vermek de namazı bozar. Çünkü bu selam, namazı bitirmek için bilerek yapılmıştır.

Dört rekâtlı bir namazı kılarken ikinci rekatın sonunda, bunu son rekât zannederek yanlışlıkla selam vermekle namaz bozulmaz, îmama birinci rekâttan sonra yetişen kimse, imam selam verirken kendisi selam vermeyip kılamadığı rekatları tamamlamak üzere ayağa kalkması gerekirken yanlışlıkla imamla beraber selam verse yine namazı bozulmaz.

* Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre, imamın arkasında namaz kılan erkeklerin yanı başında veya önünde kadının namaz kılması halinde, kadının namazı bozulmadığı gibi erkek olan cemaatin de namazı bozulmaz,

32. Manası değişecek şekilde Kur’an’ı yanlış okumak.

Buna: “Zeileîü’l-Karî” denir. Anlamı: “Okuyanın surçmesi”, yani yanlış okuması demektir. Namazı bozup bozmaması yönünden bu konunun kısaca açıklanması gerekir. Şöyle ki:

Kur’an, kasten yanlış okunur ve bununla mana değişirse namaz bozulur. Hata veya unutarak yanlış okunduğu takdirde:

a) Eğer yanlışlık kelimelerin hareke veya sükununda ise manada bir değişiklik olsun veya olmasın namaz bozulmaz. Şeddeli olan harfi şeddesiz, şeddesizi şeddeli okumak, uzatılarak okunması gerekeni kısa, kısa okunması gerekeni uzatarak okumak, idğam yapılacak yerde yapmamak, yapılmayacak yerde idğam yapılarak okumakta da hüküm böyledir, yani namaz bozulmaz.

b) Vakıf, ihtida ve vasıl hallerinde yani durulacak yerde geçmek, geçilecek yerde durmak gibi hatalı okuyuşlarda da mana değişikliği olsa bile namaz bozulmaz. Çünkü bunlara riayet ederek okumak da halk için zorluk vardır. Kelimeyi bölerek okumak mesela, “Elhamdü” kelimesin! önce “Efham” deyip kalan kısmım sonra tamamlamak da namazı bozmaz,

c) Eğer bir harf yerine başka bir harf okuyup bununla mana değişmez ve Kur’an’da o kelimenin benzeri bulunursa namaz yine bozulmaz. “Zalimin” yerine “zalimun” okumak gibi. Eğer harfin değişmesiyle kelimenin manası değişmez, fakat o değişik kelimenin bir benzeri Kur’an’da yoksa imam Azam ile imam Muhammedi’ye göre namaz bozulmaz, imam Ebû Yusuf’a göre bozulur. “Kavvamine ” yerine “Kayyamine” gibi,

Eğer harfin değişmesiyle mana da değişir ve o kelime Kur’an’da bulunmazsa namaz bozulur.

Bir kelimede okunması gereken harf yerine başka bir harf okuyan ve bazı harfleri çıkaramayan peltek kimsenin doğru okumak için gayret göstermesi ve telaffuz edemediği harflerin bulunmadığı ayetlerden namaz caiz olacak kadar ezberlemesi gerekir. Bu olmadığı takdirde okuyabildiği kadarı ile namazım kılar, fakat başkasına namaz kıldıramaz.

Namazda Abdestin Bozulması

Namazda abdestin bozulması iki şekilde otur. Biri isteği olmayarak, diğeri de kendi isteği ile abdestin bozulması. Namazda kendi isteği olmayarak abdesti bozulan kimse, hiç konuşmadan hemen en yakın bir yerde abdest alır ve bıraktığı yerden namazını istediği yerde tamamlar. (Buna namazı bina etmek denir.) Hangi rükunde abdesti bozulursa onu -rükû veya secde gibi- iade ederek namazı tamamlar. Eğer namazda abdesti kasten kendi isteği ile bozmuşsa namazı yeni baştan kılar. (Buna istinaf denir.) ihtilaftan kurtulmak için en faziletli olan, her iki durumda da namazı yeni baştan kılmaktır.

Namazı Neler Bozmaz

1. Namazda olan kimse, gerek Kur’an-ı Kerim’e gerekse başka bir yazıya bilerek bakıp manasını anlasa, namazda başka şeyle meşgul olduğundan dolayı. edebe aykırı hareket etmiş ve kerahet işlemiş olur. Ancak, manasını anladığı yazıyı dili ile söylemediği için namazı bozulmaz. Kasıtlı olmayarak gözü bir yazıya ilişip manasını anlasa mekruh olmaz.

2. Namaz kılanın önünde secde yerinden bir kimsenin geçmesi ile namaz bozulmaz. Geçen ister erkek, ister kadın, ister başka bir canlı olsun.

Mükellef olan bir kimse, kasten namaz kılanın önünden geçerse günah işlemiş olur. Bu meselenin dört yönü vardır:

a) Namaz kılan, önünden geçilecek yerde durmadığı halde ve uzağından dolaşıp gitmek de mümkün iken böyle yapmayıp namaz kılanın önünden geçen kimse günah işlemiş olur.

b) Namaz kılanın, insanların gelip geçtiği yerde durması ve uzaktan geçecek yerin de bulunmaması durumunda günah, namaz kılana aittir, önünden geçenin günahı yoktur.

c) Namaz kılanın, müsait yer var iken herkesin gelip geçeceği yerde namaza durması, yürüyenin de uzaktan geçmek mümkün iken namaz kılanın önünden geçmesi durumunda ise hem namaz kılan, hem de kılanın önünden geçen günah işlemiş olur.

d) Ne namaz kılan, önünden geçilmeyecek uygun bir yer bulabiliyor, ne de oradan geçmek isteyen, namaz kılanın uzağından geçebilecek bir yer bulabiliyor. Bu durumda namaz kılan da, önünden geçen de günah işlemiş olmaz.

Namazın Mekruhları

Namazda mekruh olan başlıca şeyler şunlardır:

1. Namazda bedeni veya elbisesi ile oynamak.

Bunlar namazda huşu’a aykırı hareketlerdir. Alnındaki tozu toprağı ve teri silmek de mekruhtur. Fakat kendisine rahatsızlık veriyorsa bunları silmek mekruh olmaz.

2. Parmak çıtlatmak, parmaklarını birbirine geçirmek, ellerini böğrüne koymak.

3. Esnemek, gerinmek.

4. Kırda namaz kılarken önündeki küçük taşları çevirip düzeltmek. (Üzerinde secde etmek mümkün olmayan yeri bir defa düzeltebilir.)

5. Göz ucu ile değil de boynunu çevirerek bakmak. Namazda bakmak üç çeşittir:

a) Mekruh olan bakış: Bu, boynunu çevirerek bakmaktır.

b) Mubah olan bakış: Bu, boynunu çevirmeden göz ucu ile sağa ve sola bakıştır.

c) Namazı iptal eden bakış; Bu, göğsünü kıbleden çevirerek bakmaktır

6. Namazda yere tükürük bırakmak.

Bu, tükürmek demek değildir. Çünkü tükürürken harf meydana gelirse namaz bozulur. Zorunlu hallerde tükürük yere bırakılmamalı bir mendile konmalıdır. Yere bırakılırsa mekruh olur.

7. Namazda dizlerini dikerek oturmak.

8. Erkekler secdede kollarını yere yaymak.

9. Kolları sıvamış halde namaz kılmak. Kısa kollu gömlek ile kılmak mekruh değildir. (Kadınlar kollarını açık bulundurursa namaz bozulur.)

10. Gömlek giymek mümkün iken namazı sadece pantolonla kılmak, (Bu erkeğe göredir, kadınlar böyle yaparsa namaz bozulur.)

11. İşaretle selam almak.

12. Özürsüz olarak bağdaş kurmak.

13. Başına mendil veya sarık bağlayıp ortasını açık bırakmak.

14. Namazda elbise ile bir veya iki defa (serinlemek maksadıyla) yellenmek.

15. Kıyam halinden başka yerde Kur’an okumak (Kıraati rükûda tamamlamak gibi.)

16. İntikallerdeki zikirleri intikalden sonra yapmak.

Mesela: rükûa eğildikten sonra “Allahü Ekber” demek, rükûdan tamamen doğrulduktan sonra “SemiAllahü limen hamideh” demek. Halbuki tekbir, rükûa eğilmeye başlarken alınır ve rükûa varınca tamamlanır. “SemiAllahü limen hamideh” 9 demeye rükûdan kalkarken başlanır ve doğrulunca bitirilir.

17. Namazlarda ikinci rekatı, birinciden üç veya daha fazla ayet okuyarak uzatmak.

18. Farz namazlarda bir rekatta aynı sureyi tekrar okumak, başka süre ezberinde varken birinci rekatta okuduğu süreyi ikinci rekatta bilerek tekrarlamak. (Nafile namazlarda aynı sureyi tekrar okumak mekruh değildir.)

19. ikinci rekatta, birinci rekatta okuduğu sure veya sureden önceki süre veya ayeti okumak.

Namazda süre okunurken baştan sona, yani, yukardan aşağıya doğru gidilir. Mesela; birinci rekatta Fatihadan sonra ‘Elemtere’yi okumuş ise, ikinci rekatta “Liîlafîyi” okuması gerekir, doğru olan budur. Birinci rekatta “Uîlafı”yı okuyup ikinci rekatla “Elemtere”yi okumak tersine okuyuştur ve mekruhtur. Birinci rekatta bilmeyerek fatihadan sonra “Kul eüzübi rabbinnas “ı okusa, ikinci rekatta da onu tekrar eder. Eğer kasıtlı olarak okursa mekruhtur. Ancak yine aynı sureyi okur.

20. Birinci rekatta bir sureyi okuyup ikinci rekatta arada bir sure atlayarak öbür süreyi okumak.

Şöyle ki: Birinci rekatta “Elemtere”yi okusa, ikinci rekatta “Liîlafi”yı okuması gerekirken bunu atlayıp “Eraeytelleziy” okumak mekruhtur. Fakat iki veya daha fazla süre atlayarak okumak mekruh değildir.

Aynı rekatta iki süre okuduğu takdirde iki sure arasını bir veya birkaç süre atlayarak okumak da mekruhtur, Aradaki sure uzun ise, onu geçerek sonra ki süreyi okumak mekruh olmaz, (îki süreyi bir rekatta ara vermeden peş peşe okumak mekruh değildir,) Bir surenin ayetinden bir veya birkaç ayet atlayarak başka ayete geçmek de mekruhtur.

21. Bir rekatta, aralarını bir veya birkaç süre atlayarak iki sure okumak– (iki süreyi bir rekatta ara vermeden peş peşe okumak mekruh değildir.)

22. Namazda güzel kokulu bir şeyi koklamak. (Kendi isteği dışında burnuna koku gelmesi mekruh değildir.)

23. Secdede el ve ayak parmaklarını kıbleden çevirmek-

24. Ellerini rükûda dizlerine, oturuşlarda uylukları üzerine ve ayakta iken sağ eli sol el üzerine koymamak.

25. Gözlerini yummak. (Ancak namazda huşu ve huzuru ihlal eden şeyleri görmemek için gözleri! yumması mekruh olmaz.)

26. Gözlerini yukarıya dikmek.

27. Gerinmek,

28. Namaza aykırı “amel-İ kalil=az i”” de bulunmak. (Üzerinden bir kıl koparmak gibi)

29. Ağzını ve burnunu örtülü bulundurmak.

30. Ağzında erimeyen bir şey bulundurmak. (Ağzına çeker gibi bir şey koyup tadı boğazına giderse namaz bozulur.)

31. Sıcak, soğuk veya yerin sertliği gibi bir zorunluluk olmadığı halde secdeyi sarığın dolamı üzerine yapmak.

32. Burnunda bir özür yokken sadece alın üzerine secde etmek.

Çünkü secdede alnı yere koymak farz, burnu yere koymak vaciptir. Özürsüz olarak vacibin terk edilmesi mekruhtur Ancak burnu yere koyup, özürsüz olarak alın yere konulmadığı takdirde namaz sahih olmaz.

33. Yol üzerinde, hamam içinde, yıkanılan yerde, mezarlıkta, (namaz için ayrılan yer hariç) çöplükte, hayvan kesilen yerde, pisliğe yakın yerde, sahibinin rızası olmayan yerde namaz kılmak.

34. Tuvalete çıkmak için sıkıştığı sırada namaz kılmak.

(Bu durumda olan, eğer vaktin çıkmasından korkmuyorsa tuvalete çıkıp rahatladıktan sonra abdest alıp namazı yeniden kılar. Vaktin çıkmasından korkarsa öylece namazım tamamlar.)

35. Düzgün olmayan ve başkasının yanına çıkamayacağı bir elbise ile namaz kılmak. Nitekim Hz. Ömer bir adamın, düzgün olmayan bir kıyafette namaz kıldığını görünce, ona:

- Seni bu kıyafetle bu insanlara göndersem gider misin” diye sordu, Adam:

Hayır diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer:

- Allah Teala, huzuruyla düzgün kıyafetle çıkılmaya daha layıktır, dedi.

36. Arzu ettiği bir yemek hazır iken namaza durmak.

37. Ayetleri, rükû ve secdelerdeki teşbihleri el ile saymak. (Kalben saymak mekruh değildir, dil ile saymak namazı bozar.)

38.
imam, bir zir’S miktarı (yaklaşık 22 cm.) yüksek veya aynı miktar alçak yerde tek basma bulunmak.

39.
Önündeki safta açık yer varken arkada namaza durmak.

40. Bir canlının resmi üzerine secde etmek. Canlı resmi bulunan elbise ile namaz kılmak. Namaz kılanın, önünde, sağında, solunda, başı üstünde ve arkasında canlı resmi bulunmak

Ayakta duran kişi, yerdeki resmi dikkat etmedikçe göremeyecek derecede küçük olursa veya büyük olup bağı bulunmazsa yahut da cansız bir varlığa ait resim ise namaz mekruh olmaz. Cepte veya cüzdandaki resimli para ve kimliklerle de namaz kılmak mekruh değildir.

41. Önünden insan geçebileceği zannedilen yerde namaz kılarken önüne “sütre ” koymamak.

“Sütre” bir arşın (yaklaşık 68 cm.) veya daha fazla uzunlukta bir ağaç veya başka bir şeydir. Önünden insan geçebileceğini tahmin eden kimsenin, namaza başlamadan sütreyi secde edeceği yerin biraz ilerisine dikmesi müstehap, dikmemesi mekruhtur. Böyle bir yerde cemaatle namaz kılmıyorsa imamın önüne sütre dikilmesi yeterlidir.

Namaz kılınan yer sert olup sütre dikilecek durumda olmaz veya sandalye gibi ayakta durabilecek bir şey bulunmazsa sütreyi uzunlamasına Önüne koyar, sütre yoksa bir çizgi çizer.

Namaz kılan kimse, önünde sütre olsun veya olmasın, önünden geçeni uzaklaştırmaya çalışmamalıdır.

Ancak, baş. göz veya el işareti ile yahut “Sübhanellah” diyerek önünden geçmeyi önleyebilir. Erkekler önünden geçmeyi önlemek için okuyuşu yüksek sesle yapabilir. Kadınlar sağ elini sol eli üzerine vurabilir. Kabe’yi tavaf edenler orada namaz kılanların önünden geçebilir.

42. Kor halinde olan ateşe karşı namaz kılmak. (Önünde bulunan mum, kandil ve lambaya karşı namaz kılmak mekruh değildir.)

43. Farz olan namazda özürsüz olarak bir şeye dayanmak.

44. Namazda insan yüzüne karşı durmak.

45. Secdeye varırken ellerini dizlerinden önce yere koymak, secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce kaldırmak. (Bir özürden dolayı böyle yaparsa mekruh değildir.).

46. Namazda palto veya ceketi giymeyerek omuza almak.

47. Önünde uyuyan kimse bulunmak.

48. Rükûda başını yukarı dikmek veya aşağı eğmek.

49. Eüzü-Besmele, Sübhaneke ve amini açıktan okumak,

50. Rükû ve secde teşbihlerini terk etmek veya üçer defadan az söylemek.

51. Camide kendisi için bir yer belirleyerek namazı devamlı olarak orada kılmak,

Namaz Kılana Mekruh Olmayan Şeyler

Cepken giyenin, kollarını geçirmeden namaz kılması, Mushaf veya kılıca karşı namaza durması.

Yüzü kendisine karşı olmamak üzere, namaz kılarken önünde insan bulunması,

Hareketlerine engel olmadıkça namaz kılanın, boynuna kılıç ve benzeri bir şey asması, mekruh değildir.

Mum, kandil ve lambaya karşı namaz kılmak, üzerine secde edilmedikçe canlı resmi bulunan bir yaygı üzerinde namaz kılmak da mekruh olmaz.

Rükûda; elbisesi üzerine yapışarak uzuvlarının belli olmasını önlemek ve elbisesini topraktan korumak için az bir iş ile elbisesini çekmekte bir sakınca yoktur. Namaz kılan, alnına yapışan toprağı kendisini rahatsız ettiği takdirde silebildiği gibi terini de silebilir.

Yüzünü çevirmeden gözünün ucu ile bakmakta sakınca yoktur, ancak bakmamak daha uygundur. Namaz kılanı sinek rahatsız ediyorsa onu kovmak da mekruh değildir.

Namazı Bozmayı Vacip ve Caiz Kılan Şeyler:

Namazı bozmak haramdır. Ancak bazı durumlarda namazı bozmak vacip, bazı durumlarda caizdir.

Saldırıya uğrayan veya suya düşen bir insanın yardım islemesi halinde ona yardım etmek maksadıyla namazı bozmak vacip olur.

Davar sürüsüne kurt veya herhangi bir canavarın saldırması, gözleri kör olan veya tehlikeyi fark etmeyen bir kimsenin kuyuya veya çatıdan aşağı düşme tehlikesi ile karşılaşması durumlarında bu gibilere yardım için namazı bozmak caizdir. Düşme ihtimali kuvvetli ise o zaman namazı bozmak vacip olur. Ebenin; doğacak çocuğun veya annesinin ölmesinden, yahut bir organının telef olmasından korkması halinde namazda ise namazı bozması, değilse namazı ertelemesi yani kazaya bırakması da yine vaciptir.

Canavar, sel, yangın ve deprem tehlikesinden korkan veya düşmanla karşı karşıya bulunan kimselerin namazların ertelemeleri caizdir.

Nafile namaz kılmakta olan bir kimseyi, anne veya babası, (onun namazda olduğunu bildiği halde) çağırırsa namazı bozabilir. Eğer çocuğunun namazda olduğunu bilmeden çağırırsa namazı bozması vacip olur. Eğer farz namazında ise anne veya babasından biri çağırırsa namazı bozmaz. Ancak bir tehlike dolayısıyla yardım isterlerse namazı bozmak vacip olur.

Bir dirhem gümüş değerinde olan şeyin (başkasına ait olsa bile) çalınma korkusu durumunda farz olsa bile namazı bozmak caizdir.

Kadın, namaz kılarken tencerenin kaynayıp yemeğin taşmasından veya çocuğunun ağlayıp acı çekmesinden korkarsa namazını bozabilir.

Sehiv Secdesi Nasıl Yapılır?

Sehiv secdesi; “yanılma ve unutma secdesi” demektir. Namazın farzlarından birinin tehiri (geciktirilmesi) veya vaciplerden birini terk ve ya tehiri halinde yapılması gerekir.

Şöyle yapılır:

Son oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra “Allahu Ekber” denilerek secdeye varılıp üç kere ” Sübhane Rabbiye’l-alâ ” okunur. sonra “Allahu Ekber” denilerek kalkılır. Bir tesbih miktarı duraklamadan sonra tekrar “Allahu Ekber” deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez ” Sübhane Rabbiye’l-alâ ” okunduktan sonra “Allahu Ekber” denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat, Salli-Barik ve”Rabbena atina” okunup önce sağ tarafa sonra da sol tarafa selâm verilir.(1)

Mesela; Vitir namazında Kunut dualarını unutmak, Fatiha’dan sonra zamm-ı sure okunması gereken yerde zamm-ı sureyi okumadan rükûa gitmek, birinci tahiyyâta oturmayı unutmak, namazda secde ayeti okunduğu zaman secde etmemek gibi durumlarda vacip terk edildiği için sehiv secdesi gerekir.

Üç veya dört rekatlı farz namazlar ile vitir namazında ikinci rekattan sonra tahiyyat’ı okuduktan sonra hemen ayağa kalkmayıp “Salli-Barik okuduktan sonra ayağa kalkmak, Fatiha’yı okumadan zamm-ı sureyi okuyup daha sonra fatihayı okumadığını hatırlayıp Fatiha’yı okumak, gibi durumlarda ise vacip tehir edildiği için yine sehiv secdesi gerekir.

Sehiv secdesi yapılması gereken durumda unutup selam verilirse namazın yeniden kılınması gerekmez.

(1) Büyük İslam ilmihali. Ömer Nasuhi BİLMEN. sayfa 181

Seferilik ve Seferi Namaz Meselesi

Seferin Anlamı ve Müddeti
Sefer ve Müsaferet, lügatta herhangi bir mesafeye gitmektir. Bunun karşıtı “ikamet”dir. Din yönünden sefer, belli bir uzaklığa gitmektir. Bu da orta bir yürüyüşle üç günlük (onsekiz saatlik) bir uzaklıktan ibarettir, Buna: “Üç merhale” de denir. Orta yürüyüş, piyade yürüyüşüdür. Kafile halinde develerle olan yürüyüşlerde ise orta yürüyüş, deve yürüyüşüdür.

Denizlerde de, yelken gemileri ile havanın mutedil olması esas alınır. İşte karalarda böyle bir yürüyüşle, denizlerde de mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile onsekiz saat sürecek bir uzaklık “Sefer Müddeti” sayılır.
Demek ki bu yolun yalnız gidilecek mesafesi muteberdir. Yoksa gidip dönülmesine ait mesafesi muteber değildir.

Vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan kimseye “Mukîm” denir. Böyle bir yerden çıkıp en az onsekiz saatlik bir mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de, din deyiminde “Misafir=Yolcu” adı verilir.

Yolculuk hali, esasen zorluk ve sıkıntıdan boş kalmaz. Bunun için dinimiz yolcular için bazı kolaylıklar göstermiştir. Yolculukda gece-gündüz devamlı olarak yola devam edilemez. Dinlenmeye ihtiyaç görülür. Bunun için fıkıh kitablarında üç gün üç gece diye sefer müddetini göstermek buna aykırı değildir. Bu bakımdan bir günlük normal yürüyüş, ortalama olarak altı saat kabul edilmiştir. Bazı yolculuklarda zahmet ve meşakkat olmasa da, hüküm şahsa değil, cinse göre olacağından sefer hükmü bütün yolculuk hallerini kapsar.

Fıkıh alimlerinden bazılarına göre, sefer müddeti onsekiz fersahlık bir mesafeden ibarettir. Bir fersah, üç mil ve her mil de 20 dakika sürecek olsa, onsekiz fersah “18″ saat etmiş olur. Bir fersah, on iki bin adım, bir mil de dörtbin adım sayılmaktadır. Bununla beraber fersahlar düz yerler ile dağlık yerlerde ve dereliklerde bulunan durumlara göre değişir. Düz bir arazide bir fersah mesafe bir saatte alınabileceği halde, dağlık bir yerde böyle bir mesafe bir saatte alınamaz. Onun için bu konuda fersah bir ölçü sayılmamalıdır. Şu da var ki, fersah esas alındığı takdirde bir çok meseleler çözümlenmiş olur.

Örnek: Tren ve uçakla olan yolculuklarda, gidilecek yerin kaç fersah olduğu göz önüne alınır. En az onsekiz fersahlık bir mesafeye gidilecek olursa, sefer müddeti gerçekleşmiş olur. Sefer hükmü uygulanmaya başlar. Böylece taşıtların yürüyüş halini göz önünde bulundurmaya gerek kalmaz. (Doğrusu üç İmam da bu fersah şeklini kabul etmişlerdir. İmam Malik ile İmam Ahmed’e göre, sefer müddeti “16″ fersahdır. On altı fersah da 48 mildir. Bir mil ise altı bin el arşınıdır. Buna göre sefer müddeti, seksen kilometre ile altıyüz kırk metreye ulaşmış olur. İmam Şafiî’nin ilk görüşüne göre bir gün bir gecedir. Son görüşüne göre ise, “48″ mildir.)

Gidilecek bir yerin hem karadan, hem de denizden yolu bulunsa, yolcunun gideceği yol esas alınır. Bir beldeye deniz yolu ile on iki saatte ve kara yolu ile onsekiz saatte gidilecek olsa, karadan gidenler misafir sayılır, denizden gidenler sayılmaz. O yerin karadan iki yolu bulunduğu takdirde de hüküm böyledir. Sefer mesafesinde bulunan yoldan gidenler ancak misafir sayılır.

Yolculuk hükmünün uygulanması, oturulan yerin yola çıkıldığı yöndeki evlerinden ayrıldıktan ve en az üç günlük bir vere gidilmesine niyet edildikten sonra başlar. Onun için bu evler tamamen geçilmedikçe ve sefere niyet edilmedikçe, sefer hali başlamış olamaz.

Bir beldenin kenarlarında olup “Fina-i Mısır” denilen yerler de o beldeden sayılır. Bunlar çoğunlukla bir ok atımından (dört yüz adımdan) az bir mesafe teşkil ederler. Belde ile bunlar arasında tarlalar ve bostanlar bulunmadıkça beldenin ekleri ve tamamlayıcıları sayılırlar. Onun için bunları da geçmek gerekir ki, yolculuk hükmü başlamış olsun.
Şehrin dışındaki bağlar ve bostanlar, bekçilere ve bostancılara ait ev ve kulübeler şehirden sayılmaz.

Seferin Hükümleri

Yolcular hakkında bir takım kolaylıklar ve ruhsatlar gösterilmiştir. Şu uygulamalar bu kolaylıklardandır: Ramazan ayında yolculuk halinde bulunan kimse için, orucu sonraya bırakmak mubahtır. Misafirler (yolcular) için mestler üzerine mesih üç gün üç gecedir. Misafir dört rekat farz namazlarını iki rekat olarak kılar. Buna: “Kasr-ı Salat” denir. Biz Hanefilerce, misafirin böyle namazını kısaltması gerekir. Buna aykırı olarak bu farzların dört rekat olarak kılınması mekruhtur. Bununla beraber iki rekat kılıp da teşehhüdde bulunduktan sonra iki rekat daha kılacak olsa, farzı yerine getirmiş olur. Bu son iki rekat nafile sayılır. Ancak selamı geciktirmiş olmasından dolayı hata işlemiş olur. Fakat birinci teşehhüdü terk etse veya önceki iki rekatta kıraatta bulunmamış olsa, farzı yerine getirmiş olmaz. Sabah ve cuma namazlarında da hüküm böyledir.

“Kasr-ı Salat=Namazı kısaltmak”, Peygamber Efendimizin hicretlerinin dördüncü yılında meşru kılınmıştır. Meşru oluşu, kitab, sünnet ve ümmetin icmai ile sabittir. (İmam Şafiî’ye göre misafir (yolcu) olan kimse serbesttir. Dilerse dört rekatlı farzları dört rekat olarak kılar)

Misafir kimse, vatanına dönünce yolculuk hükmünden çıkar. Vatanında beklemeyi niyet etmesi şart değildir. Fakat kendi asıl vatanından başka bir yere gidip orada niyetsiz olarak beklemekle misafir olmaktan çıkmaz. Ancak en az onbeş gün bu beldede oturmaya niyet ederse, o zaman sefer hükmünden çıkar. Onbeş günden az ikamete (oturmaya) niyet etse veya ayrı ayrı iki beldede onbeş gün ikamete niyet edip bunlardan yalnız birinde onbeş gün durmasa, misafirlik hükmü son bulmaz.

Bir misafir, bulunduğu yerde onbeş gün durmayı niyet etmeyip bugün, yarın çıkacağım diye uzun zaman orada kalacak olsa, yine misafirlik hükmünden çıkmaz. Öyle ki, bir beldeye gidip belli bir işini gördükten sonra dönmek kararında olan bir kimse, o işin onbeş günden az bir zamanda yapılamayacağını bilmedikçe yine sefer hükmünden çıkmaz, mukim sayılmaz. Eğer onbeş günden önce bitmeyeceğini biliyorsa, niyet etmese bile mukim sayılır.

Sahrada ikamete niyet sahih değildir. Ancak göçebe halinde olup çadırlarda oturanlar, kendilerine ve hayvanlarına onbeş gün yetecek yiyecek ve içecekleri bulunduğu takdirde, sahralarda onbeş gün oturmaya niyet ederlerse, mukim sayılırlar. Bu durumda onlar, bu yerden kalkıp onsekiz saatlik bir yere gitmeyi niyet etmedikçe, mukim olmaktan çıkmazlar.

Sefer ve ikamet hallerinde, kendisine uyulan kimsenin niyeti geçerlidir. Ona uyanın niyetine itibar yoktur. Onun için asker, kumandanının, köle efendisinin, işçi iş verenin, öğrenci hocasının, peşin olan nikah bedelini almış bulunan kadın, kocasının niyetine göre mukim veya misafir olur.

Sefer hususunda henüz buluğ çağına ermemiş çocuğun niyeti geçerli değildir. Bunun için böyle bir çocuk hakkında sefer hükümleri uygulanmaz. Çünkü sefer hususunda, sefer müddeti olan bir mesafeye gitmeyi niyet etmek şart olduğu gibi, fikrinde özgür olmak ve buluğ çağına da ermiş bulunmak şarttır. (Şafiî’lere göre, mümeyyiz olan (kâr ve zararını seçen) çocuğun sefere niyeti geçerlidir, namazını kısaltabilir.)

Sefer halinde bulunan bir kimse, tabi bulunduğu şahsın niyetini, nereye kadar gideceğini bilmediği ve sorusuna da cevab alamadığı takdirde, üç günlük mesafeye gidinceye kadar namazlarını tam kılar; ondan sonra kısaltmaya (kasra) başlar. Düşman eline esir düşen bir müslüman hakkında da hüküm böyledir. Herhangi bir sebebden dolayı soru sorulamaması da soruya cevab alınamaması gibidir.

Dar-ı harbde (düşman yurdu içinde) askerin ikamete niyeti sahih değildir. Fakat güvenlik teminatı ile böyle bir bölgede bulunan müslümanların orada ikamete (onbeş günden fazla durmaya) niyet etmeleri sahihdir.

En büyük idareci de, sefer konusunda diğer insanlar gibidir. Buna göre bir idareci, sefer müddeti olan bir yolculuğa niyet etmeksizin memleketi dahilinde dolaşıp dursa, namazlarını tam kılar. Fakat sefer müddeti olan bir yere gitmeyi niyet edip dolaşırsa, namazlarını kısaltır. Sahih olan budur. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun dört halifesi, Medine’den Mekke’ye gidince dört rekatlı farz namazları ikişer rekat olarak kılarlardı.

Namaz vakti devam ettikçe, misafirlik ve ikamet bakımından, namazın vasfı değişebilir; vakit çıkınca da, vasıf kararlaşmış olur. Bunlarda vaktin sonu, yani “Allahü Ekber” diyebilecek bir zamanın kalmamış olması muteberdir. Buna göre bir misafirin namazı, vakit henüz tamamen çıkmadan vatanına dönmesi ile veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet etmesi ile namazı iki rekattan dört rekata döner. Fakat namazını henüz kılmadan vakit çıkıp da, ondan sonra vatanına dönse veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet edecek olsa, artık bu namazı iki rekat olarak kaza eder, dört rekat olarak kaza etmez. Çünkü vaktin çıkması ile, namazın vasfı (misafir namazı olması) kararlaşmış olur.

Yolculuk halinde bulunan bir kadın haiz iken, gideceği yere üç günden az bir mesafe kaldığı esnada temizlenecek olursa, namazlarını tam olarak kılar.

Mukimin kazaya kalan namazları sefere çıkması ile, misafirin de kazaya kalan namazları ikamete niyet etmesi ile değişmez. Onun için ikamet halinde olan bir kimse, sefer halinde kazaya kalmış olan namazlarını ikişer rekat kılacağı gibi, sefer halinde bulunan kimse de, ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder rekat olarak kılar.

Mukim misafire, misafir de vakit içinde mukime uyabilir. Şöyle ki: Bir mukimin vakit içinde olsun olmasın, misafire uyması sahihdir. Misafir iki rekati kıldıktan sonra selam verince, mukim kalkar ve kıraat yapmaksızın namazını tamamlar. Yanılsa da, bundan dolayı sehiv secdesi yapmaz. Çünkü bu mukim bir lâhık demektir. Lâhık bahsine bakılsın!

İmam olan misafirin, namazdan önce veya namazdan sonra cemaata dönerek: “siz namazınızı tamamlayın, ben misafirim,” demesi müstahabdır: Misafire gelince: Bu da ancak vakit içinde mukime uyabilir. Bu halde dört rekatlı bir farz namazını mukim gibi tam olarak kılar, İmama vakit içinde uymakla farz namazı iki rekattan dört rekata dönmüş olur. Fakat vaktin dışında, yani kendisi misafir iken kazaya kalmış dört rekatlı bir namazında mukime uyması sahih olmaz. Çünkü böyle kazaya kalmış namazı, evvelki iki rekat olarak kararlaşmıştır.

Misafir ile mukim, dört rekatlı bir namazı kazaya bırakmış olsalar, bu namazda misafir mukime uyamaz. Çünkü bu namaz, misafir için iki rekat olarak kararlaşmıştır. Onun için birinci oturuş misafir için farz olduğu halde, mukim için farz değildir, vacibdir. O halde farz namaz kılan, nafile namaz kılana uymuş olur ki, bu caiz değildir.

Misafir vakit içinde mukime uymuş iken namazı bozulsa bunu yine iki rekat olarak kılar. Çünkü onun imama uyması bozulmuştur.

Yolculuk veya yağmur sebebi ile iki vakit namazı bir vakitte kılmak caiz değildir. Yalnız hac mevsiminde Arafat’da öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde ve akşam ile yatsı namazlarını Müzdelife’de yatsı vaktinde bir arada cemaatla kılmak caizdir. (Hac bahsine bakılsın!)

(Üç imama göre, bir özür sebebi ile, öğle ile ikindi veya akşam ile yatsı namazlarını öne almak veya geciktirmek suretiyle bir vakitte toplamak caizdir. Öğle namazı ile ikindi namazı öğle vaktinde kılınabileceği gibi, ikindi vaktinde de kılınabilir.)

Sefer hükümlerinin uygulanması hususunda, yolculuğun meşru olup olmaması arasında fark yoktur. Bunun için efendisinden kaçmış bir köle veya haksız yere kocasından kaçmış bir kadın sefer müddeti yola çıkınca namazını iki rekat kılar ve isterse orucunu da sonraya bırakabilir. (Üç İmama göre, böyle yolcular, misafirler hakkındaki kolaylıklardan yararlanamazlar. Onlar bu ihsana ehil değillerdir.)

Yolculuğun Sona Erip Ermemesi

Asıl vatana dönmekle yolculuk hali sona erer. Orada ikamete niyet edilmesi gerekmez. İkamet vatanı böyle değildir, orada (en az onbeş gün) oturmaya niyet lazımdır.

Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kasdedip başka bir yere yerleşmek için gitmek istemediği yer, onun “asıl vatanı”dır!. Bir kimsenin böyle doğduğu, evlendiği, içinde yerleşmeye karar verdiği yer olmayıp yalnız içinde en az onbeş gün kalmak istediği yer de, onun için bir “İkamet Vatanı”dır. Yeter ki o yer, böyle oturmaya uygun olsun.

Bir misafir için, onbeş günden az oturmak istediği yerde onun “Sükna Vatanıdır”. Buna itibar edilmez. Bununla vatan-ı aslî de değişmez, vatan-ı ikamet de değişmez. Burada yolculuk hükümleri uygulanır.

Asıl vatan, kendi misli ile bozulur, ikamet vatanı ile bozulmaz. Şöyle ki: Bir kimse içinde doğup büyüdüğü veya evlendiği yeri terk edip başka bir beldeye yerleşse, artık önceki vatanı, asıl olmaktan çıkar. Sonradan orada olsa, onbeş gün oturmaya niyet etmedikçe, farz namazlarını dörder rekat kılması gerekmez. Fakat asıl vatanından geçici olarak çıkıp başka bir yeri ikamet vatanı edindikten sonra asıl vatanına dönse, niyete muhtaç olmaksızın mukim olur, namazlarını tam olarak kılması gerekir.

İkamet vatanı, asıl vatanla ve diğer bir ikamet vatanı ile ve sırf yola çıkmakla bozulur, aralarında sefer mesafesi bulunması şart değildir. Örnek: Bir kimse yolculuğu sırasında bir beldede bir ay kalmaya niyet edip bu kadar durduktan sonra tekrar yola çıksa veya diğer bir beldeye gidip orada en az onbeş gün oturmaya niyet etse, artık evvelki belde ikamet vatanı olmaktan çıkmış olur. Oraya tekrar dönmekle mukim olmaz. Orada mukim olabilmesi için tekrar en az on beş gün oturmaya niyet etmesi gerekir. Fakat ikamet vatanından ikamet müddeti içinde geçici bir iş için sefer müddetinden az bir kaç saatlik yola gidip dönmekle ikamet vatanı bozulmaz.

Vatanından çıkıp en az üç günlük uzaklıkta olan bir köye gitmek isteyen kimse, daha oraya gitmeden yolda bir beldede onbeş gün oturmaya niyet etse, bir görüşe göre burası bir ikamet vatanı olur. Diğer bir görüşe göre ise, olmaz.

Vatanından sefer niyeti ile ayrılıp henüz üç günlük bir mesafe almadan vatanına dönmek isteğinde bulunan bir yolcu, dönüp daha vatanına gitmeden önce, geriye dönüşü ile namazlarını tam olarak kılmaya başlar. Çünkü böyle bir yolculuğu bozmakla yolculuk bırakılmış olur.

Bir misafir, içinde oturmak istemediği bir beldede evlenecek olsa, bir görüşe göre mukim sayılır, diğer bir görüşe göre mukim sayılmaz. Tercih edilen görüş de budur.

İki beldede birer zevcesi olan kimse, bunlardan herhangisinin yanına giderse mukim sayılır. Fakat bunlardan biri vefat eder de, bulunduğu beldede kendisine ev, bağ ve bahçe gibi şeyler kalacak olsa, oraya gitmekle mukim sayılmaz. Fakat diğer bir görüşe göre, orası yine onun vatanı sayılacağından mukim olmuş olur.

(Malikilere göre, bir yolcu gittiği yerde tam dört gün oturmaya niyet edip kendisine yirmi vakit namaz farz olacak bir durum olsa, mukim sayılır. Namazlarını kısaltamaz. Bu müddete, o yere fecrin doğuşundan sonra girdiği gün ile oradan çıkacağı gün dahil değildir.

İmam Şafiî’ye göre, bir yerde, girip çıkma günlerinden başka, tam dört gün oturmaya niyet edilmesi, ikamet sayılır, namazlar orada kasredilmez (kısaltılmaz).

Hanbelilere göre de, bir yerde, oturmaya elverişli olmasa dahi, oturmaya niyet eden veya yirmi namazdan fazla farz bulunacak bir zaman durmaya niyet eden kimse mukim sayılır; namazlarını kısaltamaz.)

Kaynak: Büyük İslam ilmihali. Ömer Nasuhi BİLMEN.

Namaz kılabilmek için tüm bunların bilinmesi gereklidir.

6. Namaz Kılın: Şu aşamada namaz kılabilmek için gereken temel şeyler anlatıldı. Bu bilgiler ilk etapta namaz kılmak isteyen kişinin işini kolaylaştıracaktır.

Buraya kadar anlatılan aşamaları tamamladıysanız namaz kılabilmek için gerekli olan bilgiler sizde mevcut demektir. Kolay gelsin…

Word Dosyasını Bilgisayarınıza İNDİREBİLİRSİNİZ…

Namaz Kılmayı Öğrenmek İstiyorum

Alinti: http://www.namazzamani.net           ziyaret edebilirsiniz

About these ads