Posted by: ilhanerol on: 11/25/2009
TARİHÎ BİR PERSPEKTİF İÇİNDE MODERN TÜRK
EDEBİYATINDA VATAN VE BAYRAK SEVGİSİNE ÖRNEK
BİRKAÇ GÜZEL ŞİİR
YAŞASIN VATAN
Türk ruhunda ve Türk edebiyatında esâsen öteden beri mevcut olan vatan ve
bayrak sevgisi modern Türk edebiyatının en önemli temalarındandır.
Bu yazıda; tarihî bir perspektif içinde Türk şiirinin meşhur bazı şairlerinin
şiirlerinden hareketle vatan ve bayrak sevgisi, çok bilinen birkaç şiir vasıtasıyla,
dikkatlere sunulmaya çalışılacaktır.
Yirminci asrın başlarında, 1910’da;
“Vatan ne Türkiye’dir, Türklere, ne Türkistan,
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir, Tûran!”
diyen Ziya Gökalp, Çanakkale savaşları başladığı zaman ;
“Türkiye büyüyüp Tûran olacak,
Düşmanın ülkesi Viran olacak!” (Ortaç 1963:109)
demişti.
Fakat, Ziya Gökalp’ın bu dileği gerçekleşmedi. Tam tersi oldu. Türk milleti
öz vatanını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
ŞİİRLER
1919’da İstanbul, resmen olmasa bile fiilen işgal edilir. Cumhuriyet dönemi
Türk edebiyatının en önemli hanım şâirlerinden biri olan Hâlide Nusret, bu
yılda yani 1919’da on sekiz yaşlarında iyi yetişmiş, zarif ve duygulu bir genç
kızdır. Anne tarafından, miralaylar, paşalar, müşirler yetiştirmiş bir âileye
mensuptur. Annesinin babası, Halide Nusret’in ifadesiyle; “gencecik bir yüzbaşı
iken 93’de bir Moskof kurşunu ile şehit” (Çınarlı 1979:151) düşer. Zavallı annesi
kundakta yetim kalır. O, bu sebeple, çocukluk yaşlarından itibaren şehit
dedesinin öcünü Moskof’tan alacak bir Türk subayıyla evlenmeyi düşlerken,
şimdi vatanı işgal altındadır. İstanbul sokaklarında süslü ve mağrur, İngiliz,
Fransız, İtalyan subayları dolaşmaktadır.
“1919 yılının baharı işte böyle bir İstanbul’a bütün güzelliği, bütün haşmeti
ve çılgın neşesiyle çıkıp” (Çınarlı1979:143) gelir. Hâlide Nusret, bu güzel
İstanbul baharına “safa geldin, safalar getirdin” (Çınarlı 1979:143) diyemez.
“O hârikulâde güzel renkler, gölgeler, kokular, ışıklar, deli bir neşeyle
cıvıldaşan kuşlar”(Çınarlı 1979:143) bu genç kızı âdetâ boğar. O da elinde olsa
ya düşmanı ya da baharı boğacaktır. Her ikisine de gücünün yetmeyeceğini
anlayınca baharı kovmaya karar verir ve Git Bahar şiirini yazar. Git Bahar, çoğu
kimsenin sandığı gibi bir aşk küskünlüğünün değil, böyle bir derin vatan
sevgisinin ifâdesidir.
Şöyle diyor Hâlide Nusret :
GİT BAHAR
Çekil, bu gölgeli yolda gezinme…
Bahar, bakışların gene pek sarhoş.
Yanılıp gönlüme misâfir inme:
Kapısı kilitli, mihrabı bomboş.
Mâbettir orası, meyhâne değil!
Altınlı başında papatya niçin?
Sarı saçlarına pembe gül takın!
Git bahar, gönlümde ibâdet için
Diz çöken kızları ürkütme sakın,
Kalbime girme, o kâşâne değil!
Ziyalar, kokular, renkler, çiçekler…
Ömrünün her günü bir başka düğün.
Bülbüller koynunda aşkı çiçekler,
Güller dökülürler göğsüne bütün.
Gerçekten güzelsin, efsane değil!
Git bahar, git bahar, uzaklarda gül!
Denize renginden bırak hediye;
Ufuklarda gezin, semaya süzül,
Sokulma kalbime peymâne diye.
Gördüklerin kandil… peymâne değil
(Çetin 2002:253-254)
Yazının devamını oku »
Posted by: ilhanerol on: 11/25/2009
Yahudi asıllı, gelirinin bazen bir kısmını bazen de tamamını İsrael’e vererek, Filistindeki vahşetin ve insanlık dışı o katliamın ortaklarından birisi de Coca Cola şirketidir. Üzülerek belirtmek gerekiyorkı; O şirketinde ayakta durmasını sağlayan yine biz müslümanlarız. Yani içtiğimiz her şişe cola ile Filistindeki kardeşimize bir mermi atmış oluyoruz bir nevi.
Coca Cola’nın ne anlama geldiğini düşündünüzmü hiç?
İşte bunun cevabı:
Coca Cola yazısını yansıtmalı olarak ters çevirdiğinizde arapça bir yazı teşkil etmektedir. Ve de bu yazıda “La Muhammed La Mekka” yazısı ortaya çıkmaktadır. “La” arapçada olumsuzluk ekidir. Yani bu cümle o zaman: “Muhammedi ve Mekke’yi ortadan kaldırmak” anlamını taşımaktadır. İnanmak güç ama ne kadar cahil olduğumuzu kendi gözlerimizle görmeye ne dersiniz?
5 bin yıllık tarihi boyunca Türk milletinin düştüğü dönemler oldu. Ama o bayrağı hiçbir zaman yere düşürmedi. Düşenlerin ardından bayrağı yeniden kaldıran çok oldu. Bugün o bayrak düşmek üzeredir. Ve birileri hâlâ “dikkatle” izliyor . Ama Türk milleti izlemeyecek, bayrağı kaldıracak. İş başa düştü…
“Senin ilacın sende” diyordu Şeyh Bedreddin.
Evet, bizim ilacımız bizde…
Posted by: ilhanerol on: 11/25/2009
Posted by: ilhanerol on: 11/25/2009
Hazreti Ömer (ra) geçtiği yollardan taşları ayıklar, halkın ayağına değmesi muhtemel acıtıcı maniaları bizzat temizlerdi. Birgün yine yoldan giderken gözüne çarpan bir taşa ayağıyla vurdu. Yolun kenarına doğru yuvarlanan taş, gelmekte olan bir sahabinin ayağına çarptı.
Hazreti Ömer (ra) geçtiği yollardan taşları ayıklar, halkın ayağına değmesi muhtemel acıtıcı maniaları bizzat temizlerdi. Birgün yine yoldan giderken gözüne çarpan bir taşa ayağıyla vurdu. Yolun kenarına doğru yuvarlanan taş, gelmekte olan bir sahabinin ayağına çarptı.
Buna müteessir oldu; fakat bir şey söylemeden geçip gitti.
Aradan bir sene geçmişti. Hazreti Ömer, aynı yolda yürürken, rastladığı taşları yine ayak ucuyla vurup kenara itmekteydi. Tam o sırada, geçen sene ayağına taş değen sahabide oradan geçiyordu.
Halife cebinden para dolu bir kese çıkartıp uzattı:
- Buyur, bunu harçlık et!
Sahabi heyecanlandı:8520/
- Harçlığım var, ya Emire’l-Mü’minin!
- Biliyorum harçlığın var; fakat buna rağmen kabul etmeni istiyorum!
- İhtiyacım yok.
- Peki, sen bu sene hacca gitmeyecek misin?
- Gideceğim.
- Öyle ise bunu al da, yol harçlığı yap!
- Yol haçlığım da var.
- Biliyorum ki yol harçlığın da var. Fakat ben bu harçlığı, bana olan hakkını helal etmen için vermekteyim.
Geçen sene bu yolda taşları ayıklarken, ayağımla vurduğum bir taş, yuvarlanıp senin ayağına değmiş; ben de halkımdan birinin ayağına taş vurup acıttığım için üzüntüye kapılmıştım. Beni bu üzüntüden kurtarman ve üzerime geçen hakkını helal etmen için, bu harçlığı vermeyi düşündüm. Alır da hakkını helal edersen, beni huzura kavuşturur, memnun edersin. Biliyorsun kul hakkı başkalarına benzemez!
Bu, o günkü devlet reisinden bir misal! Şimdi bir de o günkü halktan bir numune arz edeceğim:
Biliyorsunuz Hazreti Ebu Zerr, komşusunun karnı açken bir Müslüman’ın kendi evinde tok olarak uyumayacağını söylüyor; elinde imkanı olan kimseleri, borç harç içinde inleyen din kardeşlerine yardım etmemeleri halinde, cehennemin şiddetli azabıyla ikaz ediyordu.
Onun bu iddiasında samimi olup olmadığını anlamak için, bir gün kendisine bir kese dolusu para gönderip, hediye olarak kabul etmesini istediler.
Ebu Zerr, bu parayı kabul edemeyeceğini, kendisinden daha fakir olanlara vermesi gerektiğini ısrarla söyleyince, parayı getiren köle, “Bunu sen kabul edersen benim hürriyetime kavuşacağımı söylediler” diyerek kabul ettirdi.
O gecenin sabahında köle tekrar gelerek:
- Size akşam getirdiğim parayı yanlış yere getirmişim. Başkasına vermem gerekmiş; parayı geri istiyorum dedi.
Ebu Zerr’in buna cevabı şöyle oldu.
- Ben komşumun borç harç içinde kıvrandığı bir zamanda, evimde para biriktirip, zevk-u sefa içinde yaşamamın doğru olmayacağına inandığım için, sizin verdiğiniz parayı daha akşamdan fakir ve perişan kimselere dağıttım. Şu anda sana verecek param yoktur!
İşte bu da o günkü Asr-ı Saadet halkından bir misal!…
Şimdi biraz daha sonraya, hicretin yetmişinci senelerine doğru geliyoruz. Tarihte zulmüyle şöhret yapmış Hacca-ı Zalim, birçok sahabenin boynunu vurmuş; mancınıkla Kabe’yi taşa tutup Beytullah’ı bile yaralamış; hayatta kalan az sayıdaki ashabın da hayarını zehir etmişti.
İşte bu adama bir gün şöyle dediler.
- Sen Hazreti Ömer’in adaletini, halkına karşı takındığı müşfik tavrını biliyorsun. Ne olur, biraz da ona benze. Onun gibi ol! O, halkının boynunu vurmak şöyle dursun, kazara ayağına bir taş değmesinden bile teessüre kapılıyor; bir sene sonra da olsa, helallik diliyordu.
Haccac’ın bu isteğe tarihi cevabı şöyle oldu:
- Doğru söylüyorsunuz! Fakat Ömer’in devlet reisliği zamanıda, Ebu Zerr gibi de halkı vardı. Siz Ebu Zerr gibi hakperest ve din kardeşlerini düşünen bir Müslüman olun, ben de Ömer kadar adil, halkını düşünen bir kumandan olayım! Siz Ebu Zerr olmadıkça benden de Ömer’e benzememi isteyemezsiniz. Çünkü size, ancak ben layığım!
KAYNAK: Şahin, Ahmed, Yaşanmış Örnekleriyle Aradığımız İslam, Zaman Cep Kitapları, 3, Feza Gazetecilik, İstanbul 2001
Posted by: ilhanerol on: 11/13/2009
Yavuz Sultan Selim

Sultan 1. Abdulmecid

Sultan Yıldırım Beyazid

Sultan 3. Selim

Sultan 3. Osman

Sultan 3. Mustafa

Sultan 3. Mehmed

Sultan 3. Ahmed

Sultan 3. Murad
Sultan Murad Hüdavendigar

Sultan Mehmed Vahdeddin

Sultan Mehmed Reşad

Sultan 2. Süleyman

Sultan 2. Selim

Sultan 2. Mustafa

Sultan 2. Murad

Sultan 2. Mahmud

Sultan 2. Beyazid

Sultan 2. Ahmed

Sultan 2. Abdulhamid

Sultan Genç Osman

Sultan 4. Mustafa

Sultan 4. Murad

Sultan 4. Mehmed

Sultan Çelebi Mehmed

Sultan 1. Mustafa

Sultan 1. Mahmud

Sultan 1. İbrahim

Sultan 1. Ahmed

Sultan 1. Abdulhamid

Sultan 5. Murad

Sultan Abdulaziz

Orhan Gazi

Kanuni Sultan Süleyman

Fatih Sultan Mehmed

Posted by: ilhanerol on: 11/12/2009
| Risale-i Nur, Kur’an-ı Kerimin harika bir tefsiridir. Böyle kıymetli bir eserden istifade etmek büyük bir nimettir, bir ayrıcalıktır. Okurken şu gibi esaslara dikkat edilse, istifade çok daha fazla olur diye düşünmekteyiz: | ![]() |
• Başkalarına anlatmak için değil, kendi nefsimize hitap ederek okumak.
• Az da olsa her gün okumak.
• Küçük Sözler, 23. Söz, Haşir Risalesi gibi daha kolay anlaşılabilen risalelere öncelik vermek.
• Bilinmeyen kelimelerle ilgili lügat çalışması yapmak. Bir insan her ay bir risalenin kelimelerini çıkararak okusa, bir yıl gibi bir sürede çok mesafe alabilir.
• Çevremizde Nur dersleri yapılıyorsa düzenli olarak takip etmek, yapılmıyorsa da başlatmak.
• Seviyesi iyi kimselerle ön çalışmalı dersler yapmak. Mesela, bir hafta önceden belirlenen bir derse hazırlanıp gelmek, başkalarıyla bu konuyu enine boyuna müzakere etmek son derece faydalı olacaktır.
• “Ya Rabbi, bu eserleri anlamayı ve yaşamayı nasip eyle” şeklinde dualar etmek.
• Her gün hiç olmazsa 15 dakika sesli okumak, hem okuyuşu düzgünleştirir, hem telaffuzu güzelleştirir.
• Ayrıca sessiz olarak da yoğun bir şekilde okumak gerekir. Külliyetle dalmak mühimdir.
• Okuduğumuzu başkalarıyla paylaşmak önemlidir. İlim, paylaşıldıkça artar ve bereketlenir.
• Başlangıçta anlamasak da çok okumak, sonraki okuyuşlarda ise anlama ağırlıklı okumak daha faydalı olacaktır.
• Cevşen ve sair evradları okumanın risale-i nurdan istifadeye ve feyz almaya büyük faydası vardır. Bunlar insanın ulvi latifelerini geliştirir, ona kıvam ve kalite kazandırır.
Kitap sıralaması olarakta tavsiye edilen;
1.İmani bir bahis ardından bir lahika şeklinde olabilir.
–Sözler, Tarihçe-i Hayat; Mektubat, Kastamonu; Lema’lar, Emirdağ; Şualar, Barla; Mesnevi-i Nuriye, Sikke-i Tasdiki Gaybi; Asayı Musa, İşaratül İcaz, Muhakemat şeklinde sıralanabilir.
2.önce imani eserler ardından lahika kitapları okumak,
–Sözler, Mektubat, Lemalar, Şualar, Mesnevi-i Nuriye, Asayı Musa, Tarihçe-i Hayat, Emirdağ Lahikası, Barla Lahikası, Sikke-i Tasdiki Gaybi, Muhakemat şeklinde sıralanabilir. Bunların dışındada farklı okuma metodları şüphesiz ki vardır. Artık herkes kendi yapısı ve kabiliyetine göre Risale-i Nur eserlerine müteveccih olmalı.
Risale-i Nur ProgramlarıRisale-i Nur Küllaytının word belgesi şeklinde tamamı Aşşağıda download olarak vermiş olduğumuz dosyada Risale-i Nur Külliyatının office world dokümanını bulabilirsiniz.. |
![]() |
Ancak arabic fontunda bilgisayarınızda olması gerekir.Aşşağıda Ekdeki Nur.zip Dosyasını indirdikden sonra Bilgisayarınızda windows klasörünün bulunduğu yerde font adında bir klasör daha vardır dosyayı zipli klasörden çıkarıp font klasörünün içine atıyoruz..
Sonrasında sorunsuz bir şekilde world dosyasında Risale-i Nuru okuyoruz..
Araştırmalarımızı yapıyoruz…
Nur Ris 3.0 Programı
Risale-i Nur Külliyatı’nın bilgisayar ortamında mümkün olduğu kadar rahat bir şekilde okunmasını amaç edinen bir çalışma. www.nurris.org
Dosyayı indirmek için tıklayın.
http://www.nurpenceresi.com/watch.php?id=1058
Son Yorumlar